TÜRKİYE'NİN MEDİKAL HABER PORTALI

DERİ HASTALIKLARINDA “KRYOTERAPİ” TEDAVİSİ

Yazan: HABERmedical 23 Mayıs 2011  
Kategori: Dermatoloji Haberleri, HABERLER

HalilBayazitKryoterapi (Kryo – cerrahi), doku ya da organda hedeflenen bir alanın dondurularak tahrip edilmesidir. Buz veya kar tedavisi olarak da bilinir. Dondurma işlemi için karbondioksit buzu, sıvı azot kullanılır. Günümüzde dermatolojik kryo – cerrahide en çok sıvı azot kullanılmaktadır. Sıvı azot aynı zamanda bilinen en soğuk ve en etkili kryojendir.(-196 C0)…

Deri hastalıklarında “Kryoterapi” tedavisi hakkında, Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Dr. Halil Bayazıt bilgi veriyor;

Hangi deri hastalıkları kryo – cerrahi tekniği ile tedavi edilebilir?

Dermatolojik kryo – cerrahi derinin yüzeyinde ya da içinde gelişen ve deriden alınması (çıkartılması) gereken birçok lezyonun tedavisinde kullanılır. Bunlar:

Siğiller
Özellikle el ve ayaklarda sıkça görülen basit siğiller aynı zamanda cinsel ilişkiyle bulaşan bir hastalık olan genital siğiller de (kasık siğilleri) kryo – cerrahi ile başarıyla tedavi edilebilmektedir. Bu tip siğillerin tedavisinde 1 – 2 hafta arayla birkaç seans gerekebilir ancak gerek işlemin kısmen ağrısız oluşu, gerekse çok kısa sürmesi ve yüksek başarı oranları, bu yöntemin hastalar tarafından da tercih edilen bir tedavi şekli olmasını sağlamıştır.

Aktinik keratoz
Yaşla birlikte özellikle açık tenli kişilerde cildin çok güneş gören el sırtı, yüz ve saç derisi gibi bölgelerinde ortaya çıkan bu deri hastalığı, zamanla kansere dönüşme riski taşıması nedeniyle oldukça önemlidir. Tedavisinde en sık tercih edilen ve en başarılı sonuçlar veren yöntem, kryo – cerrahidir.

Seboreik keratoz
Orta ve ileri yaşlarda gövdede ve baş bölgesinde ortaya çıkan iyi huylu bir deri tümörüdür. Yumuşak kıvamlı, kahverengi – siyah renkte, yüzeyi pürüzlü görünümde oluşumlar olup; kryo – cerrahi ile tedavileri son derece başarılıdır.

Molloskum
Çocuklarda, erişkinlerde sıkça görülen virüslerle oluşan bulaşıcı bir hastalıktır. Kryo – cerrahi ile tedavisi ağrısızdır, bu nedenle çocuklarda sıklıkla bu yöntem tercih edilmektedir.

Deri kanserleri
Bazı deri kanserlerinin çok erken evrelerinde de kryo – cerrahi ile tedavi yapılabilmektedir.

Kryo – cerrahi nasıl uygulanır?
Kryo – cerrahi; sıvı azot gazının özel cihazlar kullanılarak, tahrip edilmek istenen deri oluşumuna uygulanması ile yapılır. Dokuya temas eden -196 C0’deki sıvı azot gazı, dokuyu donduracaktır. Bu donma işlemi kısa süreli (10 – 60 saniye) olup;
bu sürenin sonunda doku, normal sıcaklığına geri dönecektir. Bu kısa süreli ve ani donma – erime sürecinde hedeflenen dokudaki hücreler tahrip olup ölecektir. Artık işlev göremeyen bu ölü ve anormal hücreler, iyileşme sürecinde dokudan atılacak ve yerlerini taze dokulara bırakacaktır.

Kryo – cerrahi uygulaması ağrılı mıdır?
Birçok deri lezyonunun kryo – cerrahi ile tedavisi çok hafif bir sızı – yanma hissine yol açar. Bu his, avucunuzda uzun süre bir buz parçası tuttuğunuzda duyduğunuz hisse benzer ve işlemin süresine göre 30 – 60 saniye sürebilir. Birçok hasta bu hissi, dayanılabilir bir acı olarak sınıflamakta ve iğne ile anestezi yapılmasını istememektedir. Bazı büyük deri oluşumları, ayak altındaki derin siğil ve nasırlar ya da deri kanserlerinde daha uzun sürelerle donma işlemi uygulaması, ağrıya sebep olabilir. Bu durumda dermatologlar, sıklıkla lokal anesteziyi (derinin belirli bölgesinin geçici olarak uyuşturulması) gerekli görürler.

Kryo – cerrahi sonrasında oluşan yaralar nasıl iyileşir?
Kryo – cerrahinin yarası, oldukça kolay ve temiz iyileşen bir yaradır. İlk günlerde hafif bir şişlik – kızartı veya bazen işlem yapılan bölgede su toplanması (yanıklarda olduğu gibi) kryo – cerrahinin normal sonuçlarıdır ve genellikle hastalara fazla rahatsızlık vermez. Ağrı, nadiren oluşur ve basit ağrı kesicilerle rahatlama sağlanabilir. Yaranın pansumanı oldukça kolaydır ve genellikle iyileştirici ve koruyucu bir antibiyotikli krem uygulamaktan ibarettir. Kryo – cerrahi sonrası oluşan yaranın, akan temiz suyla temasının sakıncası yoktur (banyo yapmak serbesttir). Hastalar sıklıkla aynı gün veya ertesi gün işlerine, okullarına veya sosyal hayata geri dönebilir. Yaralar genellikle 1 – 4 hafta içinde kuruyup, kabuklanarak iyileşir.

Kryo – cerrahi tedavisinin istenmeyen etkileri nelerdir?
Kryo – cerrahi oldukça güvenli bir tedavi tekniğidir. Ancak tüm cerrahi işlemler gibi kryo -cerrahi sonrasında da nadiren yara izi oluşumu görülebilir. İşlem yapılan bölgede geçici renk kaybı ya da koyulaşması oluşabilir ancak bu genellikle birkaç ayda normale dönen bir durumdur. Yaşlı ve diyabetli hastalarda veya dolaşım bozukluğu olanlarda yaraların iyileşmesi uzun sürse de (bazen birkaç ay) bu durum, normal kabul edilir. Deneyimli ellerde bu yan etkiler, çok nadiren ortaya çıkmaktadır.

KİMYASAL PEELİNG İLE YEPYENİ SAĞLIKLI BİR CİLDE KAVUŞUN

Yazan: HABERmedical 06 Aralık 2010  
Kategori: Dermatoloji Haberleri, HABERLER

Ayfer Aydın

Peeling uygulaması cildin yıpranmış, tazeliğini ve parlaklığını kaybetmiş üst tabakasının soyulmasını ve dökülmesini sağlayarak ve derinin daha alt tabakalarında yeniden bir yapılanma sürecini başlatıp; kollajen sentezlenmesini uyararak daha genç ve sağlıklı homojen bir derinin ortaya çıkmasını sağlar.

Peeling tedavisinde deriye, yüzeyel tabakaların ayrılmasına ve soyulmasına neden olan bir solüsyon uygulanır. Çok sayıda kimyasal peeling ajanı olmakla birlikte en sık kullanılanlar glikolik asit, alfa hidroksi asitler (AHA), triklosetik asit (TCA), salisilik asit, jesner solüsyonu ve kombinasyonlarıdır.

Peeling işlemi ile;
• Gözaltı ve ağız çevresindeki ince kırışıklıklar
• Güneş ışınlarının ve kalıtsal faktörlerin neden olduğu yaşlılık belirtileri, kırışıklıklar
• Sivilce ve izleri
• Güneş lekeleri, yaşlılık lekeleri, çiller, doğum kontrol ilaçlarının ve gebeliğin neden olduğu lekelerin tedavisinde de oldukça etkili bir yöntemdir

Solüsyon seçimi tamamen hastaya ve tedavi edilmesi beklenen şikayete bağlı olarak değişmektedir.

Sivilce tedavisinde önce sivilceye neden olan siyah ve beyaz komedonlar (noktacıklar) temizlenir ve ardından solüsyon uygulanır. Tekrarlayan peeling işlemi hem sivilceler hem de sivilcelerin neden olduğu izlerin tedavisi sonderece başarılı bir şekilde sağlanır.

Leke tedavisinde yine seçilen peeling solüsyonu yüzde bir kaç dakika bekletilir ve nötralize edilir. Leke tedavisinde tedaviye eklenen leke açıcı kremlerle birlikte homejen daha pürüzsüz bir cilt elde etmek mümkündür.

Cilt gençleştirmede esas deri altında yalancı bir yanık uyarısı oluşturmaktır. Bu gerçek bir yanık değildir sadece deri altındaki onarım mekanizmalarını harekete geçirmek için bir uyarandır. Bu uyaranla deri altında onarım mekanizması tetiklenir ve deriyi daha genç ve diri tutan kollojen ve elastik liflerin yapımı tetiklenir. Böylece ciltte bir dirileşme ve gençleşme; üst derinin hafif soyulmalasıyla da daha homojen, pürüzsüz, canlı parlak bir cilt oluşur. Uygulama yüz dışında boyun ve ellerede yapılabilir.

Peeling işlemi son derece kısa süren bir işlemdir. Deri yağlarından arındırldıktan sonra seçilen peeling solüsyonuna ve uygulamanın derinliğine bağlı olmak üzere yüzde bekletilen solüsyon nötralize edilir ve işlem sonrası iyileştirici, yatıştırıcı bir krem ve güneş koruyucu uygulanarak işlem sonlandırılır.

İşlem sonrası normal günlük yaşama hemen dönülebilir. İşlem sonrası doktorun önerdiği tedaviler ve güneş koruyucullarla tedavi tamamlanır. Peeling yöntemi deneyimli hekimler tarafından yapıldığında sonderece efektif ve başarılı sonuçlar vermektedir.

CİLT BAKIMINDA YAPILAN YANLIŞLARA DİKKAT

Yazan: HABERmedical 10 Şubat 2010  
Kategori: Dermatoloji Haberleri, HABERLER

Yorumlar Kapalı

Figen AkınHer yaşta güzel, pürüzsüz, parlak bir cilde sahip olmak tüm kadınların hayali. Cilt bakımında her gün birçok bilgi duyuyor ve öğreniyoruz. Ancak bilinçsizce uygulanan bu yöntemler yarar yerine zarara neden olabiliyor. Bu nedenle doğal ürünlerle yapılan yöntemler de olsa mutlaka hekime başvurmak gerekiyor. Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın, cilt bakımında doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi…

Deri yaşlanması içsel ve dışsal nedenlere bağlı olarak gelişiyor. İçsel süreci kişinin genetik yapısı belirliyor. Dışsal yaşlanma ise sigara (deri yüzeyel damarlarda kan akımını azaltır), aşırı alkol kullanımı, yetersiz beslenme, güneş ışınları ve olumsuz çevre koşulları (düzensiz yaşam) sonucu gelişiyor.

Cilt bakımının yaşlanmayı geciktirmeye yönelik olması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın, bu konuda şu bilgileri verdi:

“Deride dışsal yaşlanmanın yüzde 80’i ultraviyole ışınlara bağlı olarak gelişiyor. Bu nedenle yaz ve kış devamlı olarak cildi ultraviyole ışınların yarattığı hasardan korumak için güneş koruyucu kremlerin kullanılması önem taşıyor. Cildin nem ihtiyacı her yaşta önemli. Bu nedenle her gün en az 2,5- 3 lt su tüketimi sağlık bir cilt bakımında önemli rol üstleniyor. Ayrıca antioksidan gıdalardan zengin beslenme (özellikle ileri yaşlarda), düzenli spor yapma da cilt bakımında önemli bir yer tutuyor. Yaşla birlikte, cildin üst tabakalarının dökülmesi (hücre yenilenme zamanı ) azalıyor. Cildin üst tabakaları dökülemediğinden cilt donuklaşıyor ve kaba bir görünüm kazanıyor. Ciltteki bu donuk görünümü gidermek için her gün sabah akşam cilt tipine uygun bir temizleme ürünü ile cilt temizlenmeli. Yağlı ciltlerde jel formu, kuru ciltlerde krem formu ürünler tercih edilmeli. İleri yaşlarda, belirgin cilt hassasiyeti yoksa, genelde soyucu özelliği daha belirgin olan hidroksi asit (AHA) veya retinoid içeren ürünler tercih edilmeli. Sadece su ve sabun ile yapılan cilt temizliği cildi kurutur.

Cilt temizliğinden sonra cilt tipine uygun bir nemlendiricinin sabah akşam uygulanması günlük cilt bakımında önemli. Esnek, iyi nemlendirilmiş bir cilt daha yumuşak ve parlaktır. Cilt bakımı için kullanılacak ürünleri seçmeden önce kişisel cilt özelliklerinin belirlenmesi önem taşıyor.”

Cilt bakım ürünü alınmadan mutlaka hekime sorulmalı

Cilt bakımında en önemli hatayı cilt tipi ve özellikleri belirlenmeden ürün kullanılması oluşturuyor. Piyasada birçok marka ve ürün bulunuyor. Dr. Figen Akın bu ürünlerle ilgili şunları söyledi:

“Kişinin cilt tipini bilmeden aldığı ürünler ciltte kuruluğa ve irritasyona neden olabilir. Ayrıca yüz ve vücut bakımında kullanılan parfüm içeren ürünler, banyo yağları, nemlendirici, şampuanlarda ve diğer kozmetik ürünlerde kullanılan doğal yağlar (jojoba yağı, çay çiçeği yağı ve lavanta yağı); bakım ürünlerinin içeriğinde bulunan nikel, kobalt, krom gibi metaller, koruyucu olarak kullanılan lanolin, PABA ve türevleri, propilen glikol gibi maddeler allerjik kontakt dermatite neden olabilir. Bu nedenle ürün kullanmadan önce cilt tipi tayini yapılarak hekim yönlendirmesine göre ürün kullanmak en doğrusudur.”

Leke açıcılar daha fazla lekeye neden olabilir

Hindistan cevizi yağının yüzde siyah nokta gelişimine neden olduğu biliniyor. Cilde uygulanan bitkilere cildin ihtiyacı olmayabilir. Örneğin leke açıcı olarak cilde sirke, yoğurt ve bir takım asitlerin hekim kontrolü olmadan kullanılması ve cildin güneşten iyi bir şekilde korunmaması, tersine lekelenmelerin artmasına yol açabiliyor.

Cilt bakımlarının deneyimsiz merkezlere yaptırılması da akne ve lekelenme gibi bir takım yan etkilere neden olabiliyor. Güzellik merkezlerinde hekim kontrolü altında olmadan yapılan cilt bakımlarında cilt yapısı ve özellikleri hekim kadar iyi bilinmediğinden bakım sonrası sivilcelenme, ciltte lekelenme, kullanılan ürünlere karşı kontakt reaksiyonlar gelişebiliyor. Cilt bakımına bilinçli bir şekilde, hekim önerileri doğrultusunda, cilt özelliklerine ve cildin ihtiyacına bakılarak ergenlik sonrası başlanması önem taşıyor.

NOVARTIS, 39.3 MİLYAR DOLARA ALCON’UN TAMAMINI ALACAK

Yazan: HABERmedical 05 Ocak 2010  
Kategori: Dermatoloji Haberleri, HABERLER

Yorumlar Kapalı

İlaç devi, göz bakım ürünleri pazarında güçlenmeyi hedefliyor…

İlaç devi Novartis, CEO Daniel Vasella’nın ‘göz cerrahisi’ alanında büyüme vizyonu kapsamında dünyanın en büyük göz bakım ürünleri üreticisi Alcon Inc’in geri kalanını 39.3 milyar dolara satın alacak.

Novartis’ten bugün yapılan açıklamaya göre Alcon hissedarlarından Nestle, elindeki yüzde 52′lik hisseyi 28.1 milyar dolara satacak, borsadaki yatırımcılara ise ellerindeki her bir Alcon hissesi karşılığında 2.8 Novartis hissesiyle değiştirme fırsatı teklif edilecek. Bu durumda borsadaki paylar için 11.2 milyar dolar ödenmiş olacak. Alcon’un yüzde 23′ü 2002 yılında 2.2 milyar dolara halka arz edilmişti.

Nestle, lens bakım ürünleri pazarının lideri Alcon’un yüzde 25′ini 2008 yılının Temmuz ayında Novartis’e 10.4 milyar dolara satmıştı. Satış anlaşması içinde, gelecekte Novartis’e alım önceliği tanıyan bir madde de bulunuyordu. Ciba Vision isiml işirketinde lens ve lens bakım ürünleri imal eden Novartis, yeni alımla bu pazardaki konumunu güçlendirmeyi planlıyor.

NİVEA’NIN STRATEJİSİ DAHA AZ VE HIZLI ÜRÜN

Yazan: HABERmedical 01 Ocak 2010  
Kategori: Dermatoloji Haberleri, HABERLER

Yorumlar Kapalı

Eczacıbaşı-Beiersdorf Genel Müdürü: Hakan Uyanık

SAYIDA BÜYÜK DEĞİŞİKLİK YOK

Nivea’ya ait 14 alt marka, portföyümüzde ise toplam 450 adet ürün bulunuyor. 5 yıl önce bu ürün sayımız 500 civarındaydı. Pazardan çektiklerimizin yanı sıra yeni sunduğumuz alt marka ve ürünlerle birlikte ürün sayısında çok büyük bir değişiklik olmadı.

PORTFÖY ANALİZİ YAPILIYOR

Ürün portföyümüzü her yıl tüm alt markalar bazında değerlendirerek bir portföy analizi yapıyoruz. Bu analizle kâr etmeyen ve yakın zamanda da kâr etme fırsatı sınırlı olan ürünleri Pazar payı, portföy içindeki konumu, gerekliliği, dağılımı gibi kriterleri dikkate alarak değerlendirip portföyden çıkartma ya da çıkartmama kararı veriyoruz.

KONTROLLÜ İLERLİYOR

Eski ürünleri piyasadan çekmeden yenilerini eklemek, ürün sayısında bir artış meydana getiriyor. Bu nedenle global ürün ve ait markaları portföyümüze almadan önce pazardaki potansiyeli, tüketicilerimizin ihtiyacına uygunluğunu, portföydeki diğer ürünlere göre konumunu değerlendiriyoruz. Bu analizler doğrultusunda karar verdiğimiz için ürün sayımızda kontrollü ilerliyoruz.

KÂRLI ÜRÜNE YÖNELİŞ

Nivea olarak stratejimiz, her konuda “daha az, daha etkili, daha hızlı” olmak. Çok sayıda ürün yönetmek ya da çeşitliliği artırmak, sisteme büyük maliyetler getirmesinin yanı sıra tüketicilerin aklını da karıştırıyor. Öte yandan perakendeciler, rafta yer açabilmek için üreticilerin ürün yelpazesini sadeleştirmelerini istiyor. Bunun bilincinde olan sektördeki çoğu şirket daha az sayıda, daha kârlı, finansal katkısı fazla olan ürüne odaklanarak satışlarını artırmaya çalışıyor. (Capital 2009/8)