6. ULUSLARARASI SAĞLIKTA KALİTE AKREDİTASYON VE HASTA GÜVENLİĞİ KONGRESİ
Yazan: HABERmedical 07 Ocak 2012
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Ülkemizde altıncı defa düzenlenecek olan 6. Uluslararası Sağlıkta Kalite Akreditasyon ve Hasta Güvenliği Kongresi, Amerika Oklahoma Üniversitesi Kalite Enstitüsü ve Sağlık Akademisyenleri Derneği (SAD) katkılarıyla, 18-21 Nisan 2012 tarihlerinde Antalya Belek Letoonia Golf Resorts Hotel de düzenlenecek… Kongre nin birinci başkanlığını Oklahoma Üniversitesi ve Amerika Sağlık Hizmetleri Kalite Enstitüsü Dekanı Prof.Dr. A.F. Al Assaf, eş başkanlığını Sağlık Akademisyenleri Derneği Başkanı Prof.Dr. Seval AKGÜN yapacak.
Kongre “Sağlık Hizmetlerinde Teknolojik Yenilikler ve Sağlıkta İnnovasyon” ana temasıyla, katılımcılara daha güvenli, etkin ve etkili sağlık hizmetleri sunabilmek için gerekli deneyim ve uygulamalarını tartışma olanağı sağlayacak.
KANSERDE AŞI TEDAVİSİ “KLİNİK ARAŞTIRMA” AŞAMASINDADIR
Yazan: HABERmedical 16 Mayıs 2011
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Ülkemizde kanserin tıbbı tedavisinde yetkili ve sorumlu olan Tıbbi Onkologları temsil eden Tıbbı Onkoloji Derneği, son dönemde bazı mecralarda yer alan ve ‘kanser aşısı’ olarak adlandırılan konu ile ilgili olarak; hasta ve hasta yakınlarının mağduriyetini önlemek ve kamuoyunu bilgilendirmek bir açıklama yaptı…
Tıbbı Onkoloji Derneği tarafından yapılan açıklama;
“Kanserde aşı tedavisi”, yaklaşık 40 yıldır yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Büyük bir kısmı, “klinik öncesi deneme” ve bir kısmı da “klinik araştırma” aşamasında olan bu tedavilerde, genellikle hastaya ait kanser hücreleri, bu hücrelerin yaptığı kanser proteinleri ve hastanın kendi kanında bulunan hücreler kullanılmaktadır. Söz konusu bu tür aşılarda; hastaların kanındaki dendritik hücreler alınıp, laboratuar ortamında tümör hücreleri veya tümör hücrelerinin yaptığı “tümör antijeni” adı verilen kanser hücresi proteinleri ile etkin hale getirildikten sonra, hastaya tekrar verilmektedir. Bugüne kadar yayınlanmış olan bilimsel araştırma sonuçları; bu aşıların ve bağışıklık sistemini hedef alan diğer tedavi yöntemlerinin en etkili olabileceği kanser türünün, habis bir cilt tümörü olan “maliyn melanom” olduğunu göstermektedir. Bu hasta grubunda da “uzun süreli iyileşme”, hastaların çok az bir oranında (%5 den daha az) görülmektedir. Günümüzde, rutin kullanım için piyasaya verilecek durumda onaylanmış etkin bir kanser aşısı bulunmamaktadır. Melanoma dışındaki kanser türlerinde yapılan aşı ve diğer immünolojik tedavi yöntemleri ile henüz başarılı sayılabilecek güvenilir bir çalışma sonucu bulunmamaktadır.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde tıp ahlakı ve bilimsel kurallara uygun olarak çalışan kanser merkezlerinde yürütülen aşı çalışmaları, henüz klinik araştırma düzeyinde sürdürülmektedir. Bu tür merkezlerde yürüyen çalışmalara ise; çalışma protokollerine uygunluk kriterlerine göre hasta kabul edilmektedir. Ne yazık ki ülkemizde olduğu gibi dünyanın başka bölgelerinde de (gelişmiş ülkeler dahil), tıp ahlakına ve bilimsel kurallara uygun olmayan kanser tedavi uygulamalarına sıklıkla rastlanmaktadır. Tıbbi etiğe ve bilimsel kurallara uygun olmayan tedavi uygulamaları, kamuoyunun ilgisini çeken bir konu olduğu için, ne yazık ki sıklıkla kanser ve kanser aşıları konusunda olmaktadır.
Yazılı ve görsel basında kanser konusunda çıkan her türlü haber, kanser hastalarını ve yakınlarını harekete geçirmektedir. Hastalarımızın ve hasta yakınlarının bu hassasiyetleri de, maalesef kimi zaman bu tür tedavi uygulamaları yaptığını iddia eden bazı sözde bilim insanları tarafından istismar edilebilmektedir.
Benzer bir durum olarak; son dönemde bazı mecralarda yer alan ve bir klinikte yapıldığı belirtilen aşı ile ilgili, yayınlanmış güvenilir bir çalışma sonucu bulunmamaktadır. Söz konusu belirtilen kanser aşısı, hastalara bir araştırma protokolü dahilinde uygulanıyor ise; bunun ilgili haberde belirtilmesinde yarar vardır. Ayrıca bu araştırmaların yapılabilmesi için, daha önce bu açıdan yapılmış ön çalışmalar olması ve bu çalışmaların bilim dünyasının kabulüne sunulmak üzere yayınlanmış olması gerekirdi. Çünkü bir tedaviyi hastada deneysel amaçlı uygulamak için, bu konuyu destekleyici bilim dünyasınca genel kabul gören etkinlik kanıtlarının olması gerekirdi. İlave olarak deneysel tedavi için yetkili mercilerden izin alınmış olması ve deneysel tedavi için hastalardan ücret talep edilmemesi gerekir. Yaptığımız literatür taramasında, ilgili merkezin ve ismi gecen doktorun ikna edici bilimsel yayınlarına rastlamamıştır. Eğer bir araştırma protokolü dahilinde değil de rutin bir tedavi uygulaması yapıldığı iddiası var ise, bu tarz bir uygulama, bilimsel etiğe uygun değildir.
Hastalarımızı, mevcut kanser tedavilerine devam etmeleri ve doktorlarına danışmadan bu ve bunun gibi gelecekte de sıklıkla karşılaşacakları bilimsel etkinlik kanıtları olamayan tedavi yöntemlerine kapılmamaları konusunda uyarıyoruz.
“DOĞAL HAYATTA HAVA, SU VE TOPRAKTAN BİLE RADYOAKTİF IŞIN ALIYORUZ”
Yazan: HABERmedical 28 Nisan 2011
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

TDN 23 Kongre (Soldan Sağa) Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Seyfettin Ilgan, Türkiye Nükleer Tıp Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özlem Kapucu, Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Ömer Uğur, Türkiye Nükleer Tıp Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Cüneyt Türkmen.
Türkiye Nükleer Tıp Derneği tarafından İzmir’de düzenlenen 23. Ulusal Nükleer Tıp Kongresi, ulusal ve uluslararası alanda tanınmış çok sayıda bilim insanını bir araya getirdi…
Bu yıl ana tema olarak “Hibrid Görüntüleme”nin seçildiği kongre ile ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Ömer Uğur, Pozitron Emisyon Tomografisi’nin Türkiye’ye gelmesiyle büyük ivme kazanan Nükleer Tıp Bilim Dalı’nın toplumda yeterince tanınmadığını belirtti. Yapılan açıklamada ayrıca Japonya’daki nükleer sızıntının korkutucu boyutta olmadığı da ifade edilerek, günlük hayatta maruz kalınan radyasyonlara ilişkin ilginç örnekler verildi.
TNTD’nin düzenlediği 23. Ulusal Nükleer Tıp Kongresi’nin İzmir’de başladığını ve 1 Mayıs Pazar gününe kadar süreceğini belirten Prof. Dr. Ömer Uğur; “10′u uluslararası olmak üzere toplam 87 bilim insanı konuşmacı olarak katıldığı kongrede, klinik ve deneysel 257 araştırma da sunulacak” dedi.
Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Seyfettin Ilgan, Genel Sekreter Doç. Dr. Cüneyt Türkmen ve Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özlem Kapucu’nun da katıldığı basın toplantısında konuşan Prof Dr. Ömer Uğur; Nükleer Tıp’ın her yıl 400 bin hastaya tanı, 50 bin hastaya da tedavi hizmeti verdiğini söyledi.
TNTD Yönetimi, Japonya’da deprem ve tsunami felaketi sonrasında Fukushima Daiichi Nükleer Güç Santrali’nde yaşanan nükleer sızıntıya da değinerek, şu an için gelinen noktanın bilimsel açıdan korkutucu boyutlarda olmadığını belirtti.
Günlük hayatta maruz kalınan nükleer etkilere de ilginç örneklerle değinilen ve Nükleer Tıp ile ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı Türkiye Nükleer Tıp Derneği açıklaması şöyle:
Japonya’da 11 Mart 2011 tarihinde gerçekleşen deprem ve tsunami felaketi sonrasında Fukushima Daiichi Nükleer Güç Santrali’nde yaşanan sızıntı nedeniyle Türkiye Nükleer Tıp Derneğinden yapılan konuya ilişkin bilgilendirme aşağıda sunulmuştur:
• Kaza sonrası nükleer santral çevresinde alınan radyasyon ölçüm sonuçları, periyodik olarak Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından duyurulmakta olup, şu ana kadar santral yakın çevresinde dahi akut radyasyon etkilerinin oluşmasına neden olabilecek seviyede ölçümler kaydedilmemiştir.
• Basında yer alan ve ‘radyasyon bulutlarının tehlikeli biçimde değişik ülkelere ulaştığı’ yönündeki iddialar, bilimsel verilere dayanmamaktadır. Birçok çevre ülkede yapılan düzenli ölçümlerde; henüz halk için özel önlemler alınmasını gerektirecek limitlere ulaşılmamıştır.
• Kaygının temel nedeni radyasyon konusundaki bilgi eksikliği ve radyasyonun duyu organlarımızla algılanamayan, görünmez bir tehlike oluşundan kaynaklanmaktadır.
• Radyasyona maruz kalmak yeryüzünde yaşamanın doğal bir sonucudur. Sürekli olarak uzaydan gelen radyoaktif ışınlara maruz kaldığımız gibi Dünyamızın kendisi de önemli oranda radyoaktiftir. Hava, su ve toprakta bulunan doğal radyoaktif maddeler nedeniyle hepimizin vücudunda belli oranlarda radyoaktiviteye rastlanır. Yaşanan coğrafi bölgeye göre değişmekle birlikte yıllık doğadan aldığımız radyasyon dozları ortalama 2.5 miliSievert (mSv) kadardır. Bu miktar yaklaşık olarak her saat 0.28 mikroSievert (Sv/saat) doğal radyasyona maruz kaldığımız anlamına gelmektedir. Bazı coğrafi bölgelerde yıllık doğal radyasyon düzeyleri ortalama değerlerin çok üzerine (10 mSV’den fazla) çıkmaktadır. Yine örneğin düzenli uçuş yapan pilot ve uçuş personeli normal popülasyonun 3-4 katı kadar (yıllık ortalama 9 mSv) radyasyon dozuna maruz kalmaktadır. TAEK tarafından yapılan basın açıklamalarından santral yakın çevresinde ölçüm değerlerinin 0.9-17 Sv/saat düzeylerinde olduğu anlaşılmakta olup bu değerler ortalama değerlerin üzerinde olmakla birlikte henüz önemli bir sağlık riski yaratacak düzeylere ulaşmamıştır. Santralde çalışan 20 işçi 100 mSv üzerinde radyasyon dozuna maruz kalmış olmakla birlikte taranan 100.000′den fazla insanda normal değerler üzerinde radyoaktivite saptanmamıştır.
• Düşük düzeylerdeki radyoaktivitenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri gösterilmemiştir. Karşılaştırma olabilmesi açısından tek bir akciğer filminden aldığımız doz 0.02 mSv, tiroid sintigrafisi sırasında alınan doz 2 mSv ve bilgisayarlı tomografi uygulamalarından aldığımız doz ise yaklaşık 10 mSv kadardır.
• Temel olarak radyasyonun her türlüsü zararlı olarak kabul edilmekle birlikte yıllık radyasyon dozları 100 mSv üzerinde olmadıkça kanser gelişme riskinde anlamlı artış beklenmez. Daha düşük seviyelerdeki yıllık radyasyon doz değerlerinin yarattığı risk pek çok başka risk faktörüne göre önemsiz sayılır. Kirli havası olan bir şehirde yaşamak veya karayolu ile belli bir mesafe yolculuk yapmak bile daha büyük riskler doğurmaktadır. Radyasyon dışında günlük yaşantımızda yer alan pek çok çevresel faktörün de kanser gelişimi ile ilişkisi bilinmektedir.
• Henüz nükleer santraldeki olaylar tümüyle kontrol altına alınmamış olmakla birlikte tarihteki örnekleri de dikkate alındığında yaşanan kazanın çevre ülkeleri veya ülkemizi tehdit etmesi ihmal edilebilecek bir olasılıktır. Santral çevresindeki gerçek durumu anlamak için ise bir süre daha beklememiz gerekecektir.
• Nükleer santral kazalarında açığa çıkan radyoaktif iyotun (I-131 ve I-129) tiroid bezi üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak için iyot tabletleri kullanılmasına ilişkin bilgilendirmeler yanlış anlamalara yol açmaktadır. Tiroid bezini radyoaktif olmayan iyot (potasyum iyodür) ile doyurularak radyoaktif iyotun tiroid kanseri gelişimi gibi geç etkilerinden korunmak mümkündür. Ancak bu sadece gerçekten nükleer serpintiye maruz kalan bölgedeki insanlar için uygulanması gereken bir önlemdir. Ne ülkemizde ne de Japonya’ya daha yakın olan ülkelerde iyot tabletlerinin kullanılmasına gerek yoktur. Bu tabletler ciddi allerjik yan etkiler yanında mide yakınmaları, cilt döküntüleri ve tükrük bezi iltihaplarına da yol açabileceğinden sadece gerçek bir serpinti durumunda resmi otoriteler tarafından tavsiye edilen bölgedeki halk tarafından ve tavsiye edilen doz ve süre boyunca kullanılmalıdır. İyot tabletlerinin gerçek bir serpinti yokken bir önlem olarak kullanılması kesinlikle tavsiye edilmez. İyot tabletleri iyota karşı allerjisi olanlar ile nodüler guatr, zehirli guatr (hipertiroidi) ve otoimmün tiroid hastalıkları olanlar tarafından kullanılmamalıdır. Gerçek bir nükleer serpinti sırasında bile olağanüstü yüksek I-131 seviyelerine ulaşılmadıkça 40 yaş üzerindeki kişilerin iyot tableti kullanması önerilmez.
• Ayrıca iyotlu tuz veya iyottan zengin bazı gıdalar tüketilerek bir koruma sağlanabileceğine ilişkin bilgiler de bilimsel temelden yoksundur. Halen tiroid bezini korumaya ihtiyaç olmadığı gibi gerçek durumlarda bu şekilde istenen tiroid korunmasını sağlamak da mümkün değildir. Bu tip gıdaların aşırı tüketimi gereksizdir ve sağlık riskleri oluşturabilir.
• Ayrıca iyot tabletleri olası bir nükleer santral kazasında açığa çıkabilecek radyoaktif iyotun tiroid bezinde birikmesini önler ancak radyasyonun diğer olumsuz etkilerinden koruma sağlamaz.
• Nükleer santral kazalarında sıklıkla açığa çıkan Sezyum-137 (Cs-137), Stronsiyum-90 (Sr-90) gibi diğer radyoaktif maddelerin vücutta birikimini önlemek için farklı önlem ve tedaviler gerekir. Ancak bu radyoaktif maddelerin santral yakın çevresindeki oranları bile henüz tehlikeli boyutlara ulaşmamıştır.
• Dünya genelinde şimdiye kadar meydana gelmiş tüm nükleer kazalardaki can kayıpları toplamda yüzlü rakamlar ile ifade edilirken sadece ülkemizde yılda yaklaşık 5.000 kişi trafik kazasından dolayı hayatını kaybetmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ülkemizdeki sigaraya bağlı yıllık ölüm miktarlarının ise bunun çok üzerinde yılda yaklaşık 110,000 kişi olduğu tahmin edilmektedir. Bu tip karşılaştırmalar yapılmadan verilen rakam ve örnekler radyasyona bağlı hastalık ve can kayıplarının çok endişe verici olduğu düşüncesi uyandırmaktadır ki bu yanlıştır.
• Ülkemize çok daha yakın mesafede 1986 yılında gerçekleşen Çernobil Nükleer Santral Kazasından sonra bile ülkemizde iyot tabletlerinin kullanılmasına gerek duyulmamış, kaza sonrası yapılan araştırmalarda Karadeniz bölgesinde yaşayan halkımızda tiroid kanseri dahil olmak üzere kanser oranlarında ülke geneline kıyasla bir artış saptanamamıştır.
• Ülkemizde 99 farklı noktadan sürekli ölçüm yapan çok hassas radyasyon dedektörleri Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından anlık olarak izlenebilmekte olup şu ana dek olağan dışı hiçbir ölçüm kaydedilmemiştir.
• Yakın çevremizde eski teknoloji nükleer santrallerin varlığı nedeniyle olası nükleer tehlikelere karşı hazırlıklı olmak zorunluluğumuz vardır. Alınan olağanüstü önlemler nedeniyle nükleer kazaların çok nadir gerçekleşiyor olması kriz dönemleri dışında konuya ilgi duyulmamasına neden olmaktadır.
• Bize çok uzak mesafede gerçekleşen bu kazanın ülkemizdeki hazırlıkları gözden geçirmek ve eğitim eksiğimizi tamamlamak konusunda bir fırsat yaratmasını umuyoruz. Açık radyoaktif kaynaklarla tanı ve tedavi uygulamalarını yapmaya alışkın olan Nükleer Tıp uzmanlarının hem gerçek nükleer acillerde hem de eğitim çalışmalarında en kritik rolü oynayacağını düşünüyoruz.
• Nükleer enerji, nükleer alanındaki barışçıl uygulamalardan sadece birisidir. Özellikle sağlık alanında radyasyon uygulamaları sayesinde her yıl milyonlarca insanımızın tanı ve tedavisinin gerçekleştirildiği unutulmamalıdır. Ülkemizde tiroid kanseri veya hipertiroidi nedeniyle bizzat radyoaktif iyot tedavisi almış ve sağlığına kavuşmuş binlerce hasta bulunmaktadır. Bu nedenle gerekli olduğunda tıbbi radyasyon uygulamalarından kaçınmak için bir neden yoktur.
Konuya ilişkin bilimsel içeriği olmayan iddialara itibar edilmemesini, kamuoyuna saygı ile duyururuz.
TNTD Yönetim Kurulu
‘SAĞLIK BİLİŞİM ZİRVESİ’ İSTANBUL’DA YAPILACAK
Yazan: HABERmedical 26 Nisan 2011
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Sağlık Bilişim Zirvesi Avrupa ve Türkiye’de ilk defa 13-14 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul’da Haliç Kongre Merkezinde yapılacak. ‘Bilişimle Yeşeren Sağlık’ sloganıyla, Sağlık Bilişim Yöneticileri ve Akademisyenleri Derneği’nin gerçekleştirdiği bu zirveye, Sağlık Bakanlığı, SGK, İl Sağlık Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve OHSAD destek veriyor…
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın da davet edildiği zirveye, sektörde aktif olarak görev alan başhekimler, başhekim yardımcıları, hastane müdürleri, IT yöneticileri, başhemşireler ve yardımcıları ile üniversitelerde, birçok değerli projede yer almış akademisyenler de katılacak.
Zirvenin ana teması, Green IT ile oluşturulan Green Healthcare ve Cloud Computing mimarisinin sağlık sektörüne getirdiği enerji tasarrufu ile bilişimdeki gelişmelerin sağlıktaki uygulamaya dönük yararlarından oluşmakta.
Aynı zamanda SABİYAP, Dünyada ilk defa ‘Sağlık Bilişim Zirvesi’ nde 1500m² lik bir alanda ‘Yeşil Dijital Hastane Platformu’nu katılımcıların ilgisine sunacak. Dijital Hastane Platformu bugüne kadar çeşitli yerlerde uygulanan ve uygulanması planlanan, gelecek sağlık teknolojilerini ve konseptlerini tek bir çatı altında toplayarak gerçek zamanlı ve bütünleşik olarak işleyen bir hastane kompleksi.
Dijital Hastane Platformu içerisinde, Sağlık, Bilişim, Mobilite, Biyomedikal, Telekomünikasyon ve Enerji sektöründeki en son teknolojik cihaz ve sistemleri, birbirleri ile entegre olarak çalışacak şekilde katılımcılara sunulacak.
Global anlamda sağlık ve bilişim sektöründeki gelişmelerin ülkemizde de uygulanabilmesi adına gerçekleştirilen ‘Sağlık Bilişim Zirvesi’, bilişimin gücünü sağlıkta en yararlı şekilde uygulamak için oluşturulacaktır. Sistemler ve paylaşılacak konularla birlikte güven, hız ve tasarruf başlıkları ile sağlık bilişim teknolojilerinin tüm hastanelerde uygulanması amaçlanıyor.
Sağlık Bilişim Zirvesi ile, ‘Bilişimle Yeşeren Sağlık’ sloganıyla yola çıkarak hastanelerin yeşil bilişim altyapısından yararlanacak şekilde, yeşil konsept konularını işleyerek, hastanelerin nasıl oluşturulabileceği ve bulut mimarisi ile de ne derece tasarruf edilebileceği katılımcılara aktarılacak.
Zirve 13-14 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul Haliç Kongre Merkezinde düzenlenecek.
SAĞLIK ÇALIŞANLARINDAN EYLEMLERE ŞARTLI SON
Yazan: HABERmedical 21 Nisan 2011
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Sağlık çalışanlarının iki günlük iş bırakma eyleminin sonlandığı, ancak herhangi bir idari soruşturma ve disiplin işlemi halinde kararın hızla gözden geçirilerek gereğinin yapılacağı bildirildi…
Sağlık çalışanlarının iki günlük iş bırakma eylemine çağrıda bulunan Türk Tabipleri Birliği (TTB), Ankara Tabip Odası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) başta olmak üzere meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları adına Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin bahçesinde ortak basın açıklaması yapıldı.
Açıklamayı okuyan SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun, eylemin “tartışmasız olarak tatmin edici bir başarıyla yerine getirildiğini” belirtti.
Eylemi devam ettirebilecek düzeyde olduklarını vurgulayan Yorgun, “Ne söylersek onu yapacağız ve halkımıza da verdiğimiz sözü tutacağız. Nisan’ın 19-20′si demiştik, bugün eylemimizi sonlandırıyoruz. Ancak, herhangi bir idari soruşturma ve disiplin işlemi; kararımızı hızla gözden geçirmemiz ve gereğini yapmamız nedeniyle açık uçludur” diye konuştu.
SAĞLIK ÇALIŞANLARI, 2 GÜN İŞ BIRAKIYOR
Yazan: HABERmedical 19 Nisan 2011
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Sağlık çalışanları, iş, gelir ve can güvencesi taleplerini dile getirmek için 19 ve 20 Nisan günleri hizmet üretmeyeceklerini açıkladı…
İstanbul Tabip Odası, SES İstanbul Şubeleri ve Devrimci Sağlık İşçileri Sendikasından yapılan yazılı açıklamada, sağlık çalışanlarının, sosyal ve ekonomik şartlarının iyileştirilmesi, vatandaşların nitelikli sağlık hizmetinden faydalanabilmesi ile ilgili taleplerini kamuoyuna ve hükümete iletmek için 2 günlük hizmet üretmeme eylemi gerçekleştirecekleri bildirildi.
Eylem ile ilgili bilgi veren İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu, sağlık sektöründeki sıkıntıları kamuoyu ile paylaşmak ve hükümete duyurabilmek için 19 ve 20 Nisan’da hizmet sunamayacaklarını ifade ederek, “Yasal olarak bir grev olmasa da ülkemizde yaşanan sağlık sorununa demokratik bir tepki göstermek amacıyla hizmet üretiminden gelen gücümüzü kullanarak, iki gün çalışmayacağız” dedi.
Yatan ve acil hastalar dışında hizmet yok
İki günlük eylem kapsamında, 20 Nisan günü İstanbul Tıp Fakültesi Temel Bilimler Binası önü ve Haydarpaşa Numune Hastanesi bahçesine “Görev Çadırı” kurulacağı, İstanbul Tıp Fakültesinde gerçekleştirilecek merkezi basın açıklamasının ardından, sağlık çalışanları önce Cerrahpaşa’ya daha sonra Haseki’ye yürüyüş gerçekleştirileceği bildirildi.
Sağlık çalışanlarının 20 Nisan tarihinde ise Haydarpaşa Numune Hastanesinden Kadıköy Meydanı’na bir yürüyüş yapacağı açıklandı.
İki günlük iş bırakma eylemi sırasında, yatan ve acil hastalar dışında kimseye sağlık hizmeti verilmeyeceği kaydedildi.
SÖZLEŞMELİ SAĞLIKÇIYA İYİ HABER
Yazan: HABERmedical 14 Nisan 2011
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Sağlık ve teknik hizmetler sınıfına tabi çalışan sözleşmeli personelin intibakı yapıldığı takdirde, maaş ve ek ödemesinde yaklaşık 300 lira artış sağlanacak…
Açılan davalarla sosyal ve özlük haklarında çeşitli iyileştirmeler sağlanan sözleşmeli personele, bir iyi haber de Danıştay 11. Dairesi’nden geldi. Daire, Açıköğrenim Fakültesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği Programı mezunu sözleşmeli personelin ücretinin, yeni öğrenim durumu göz önünde bulundurularak yükseltilmesi gerektiğine karar verdi.
Sağlık-Sen, Samsun’un Çarşamba ilçesinde acil tıp teknisyeni olarak görev yapan üyesi Esra Yokuş’un, Anadolu Üniversitesi Açıköğrenim Fakültesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği Programından mezun olması dolayısıyla özlük haklarının, sözleşme ücretinin, yan ödeme ve ek göstergelerinin yeni durumuna göre belirlenmesi yolunda yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kaldığı parasal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesi için dava açtı.
İdare mahkemesi, sözleşmeli personel statüsünde çalışan davacının hizmet sözleşmesinin, imzalandığı tarihteki eğitim durumuna göre düzenlenmiş olması ve sözleşmede ücretin değişebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmaması nedeniyle, yeni öğrenim durumunun sonraki yıl sözleşmesinin imzalanması esnasında dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verdi.
Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Danıştay 11. Dairesine geldi.
Dairenin kararında, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla görevlendirilen personelin, görevinin devamı sırasında mesleği ile ilgili bir alanda üst öğrenimi tamamlaması durumunda hizmete olan katkısından dolayı işin verimliliğinin artacağının kuşkusuz olduğu vurgulandı. Dairenin kararında şunlar kaydedildi:
“Sağlık Bakanlığı’nca, sözleşmeli personelin öğrenim durumunda değişiklik olması halinde tamamlanan üst öğrenimin, atanılan pozisyon unvanıyla ilgili olması kaydıyla brüt ücretinin yeni öğrenim durumlarına göre yeniden belirleneceği esasını getirdiği görülmektedir. Buna göre, lise mezunu sağlık memuru pozisyon unvanına sahip olup nitelik değiştirmek isteyen personelin, 2 ve 4 yılık yüksek okulların ilgili bölümü mezunu olmaları gerekmektedir.
Bu itibarla, YÖK’ün Sağlık Bakanlığına hitaben yazdığı yazı ile Açıköğrenim Fakültesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği Programı mezunlarının aldıkları eğitimin sağlık ve teknik hizmetler sınıfında yer alan personel için bir üst öğrenim sayılmasına karar verildiğinin belirtilmesi nedeniyle, davacının sözleşme ücretinin, yeni öğrenim durumu göz önünde bulundurularak yükseltilmesi gerekirken, bitirmiş olduğu üst öğretimin görev yaptığı üst öğretim olmadığı gerekçesiyle reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”
Daire, sözleşme ücretinin yeni öğrenim durumuna göre belirlenmesi isteminin reddine ilişkin kararın bozulmasına karar verdi.
İlk niteliğindeki karar, bakanlıklara sunulacak
Mevcut uygulamada, sözleşmeli personelin, çalıştığı pozisyon unvanı ile örtüşen bir üst öğrenim bitirdiği takdirde intibakı yapılabiliyordu. Örneğin, lise mezunu bir hemşire, üst öğrenim olarak ancak hemşirelik lisansını bitirmek zorundaydı.
YÖK, 2008′de bir karar vererek, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği programını sağlık ve teknik hizmetler sınıfına tabi çalışanlar için üst öğrenim saydı.
Danıştay 11. Dairesi, YÖK’ün bu kararına atıfta bulunarak, sağlık hizmetleri sınıfı veya teknik hizmetler sınıfındaki sözleşmeli personelin bu bölümü bitirmeleri halinde, fiilen yürüttüğü göreve bakılmaksınız intibakının yapılması ve sözleşme ücretinin yeni eğitim durumundan yapılması gerektiğine hükmetmiş oldu.
Sağlık-Sen, gelecek hafta Sağlık Bakanlığı ve Maliye Bakanlığına başvurarak, Danıştay kararı doğrultusunda düzenleme yapılmasını talep edecek.
Sağlık-Sen Genel Başkanı Metin Memiş, Danıştay kararının bu konuda ilk olma niteliği taşıdığını ve halen sürmekte olan pek çok davaya emsal teşkil edeceğini bildirdi.
Memiş, “Sağlık ve teknik hizmetler sınıfına tabi çalışan sözleşmeli personelin intibakı yapıldığı takdirde, maaş ve ek ödemesinde yaklaşık 300 lira artış sağlanacaktır. Bakanlığın, yeni davalar açılmasına gerek kalmadan, Danıştay kararı çerçevesinde bir düzenleme yapmasını umuyoruz. Bu konudaki başvurumuzu hafta içinde yapacağız” dedi.
HEMATOLOJİK KANSERLER HASTA VE HASTA YAKINLARINA ANLATILACAK
Yazan: HABERmedical 12 Nisan 2011
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Türk Hematoloji Derneği tarafından düzenlenen, katılımların ücretsiz olacağı “HALKHEP – Hasta Ve Hasta Yakınlarına Yönelik Hematolojik Kanserler Bilgilendirme Toplantısı” 14 Nisan’da Erzurum’da, 15 Nisan’da Ankara’da ve 16 Nisan’da İstanbul’da yapılacak…
Türk Hematoloji Derneği, sosyal sorumluluk projeleri kapsamında geliştirdiği “HALKHEP – Hasta Ve Hasta Yakınlarına Yönelik Hematolojik Kanserler Bilgilendirme Toplantısı” ilk olarak Erzurum, Ankara ve İstanbul’da düzenlenecek.
Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, tüm hasta ve hasta yakınlarının katılabileceği, katılımların ücretsiz olacağı HALKHEP toplantılarının 14 Nisan’da Erzurum’da, 15 Nisan’da Ankara’da ve 16 Nisan’da İstanbul’da yapılacağını belirtti. Prof. Özcan; “Hematolojik kanserleri halkın anlayabileceği düzeyde ve her yönüyle ele alarak özellikle hasta ve hasta yakınlarının doğru bilgi almalarını hedeflediğimiz toplantılarda Hematolog, enfeksiyon hastalıkları uzmanı, psikiyatrist, diyetisyen gibi farklı alanlardan uzmanlar söz alacaklar. Halk da oturumlar sonunda soru-cevap bölümleriyle katkıda bulunacaklar” diye bilgi verdi.
Prof. Dr. Özcan şöyle devam etti; “Toplantılarda bu hastalıkları her yönüyle ele alacağız. Bilimsel programda Hematolojik Kanserlerde Teşhis ve Tedavi Yöntemleri, Psikolojik Sorunlar ve Destek Yolları, Kan Kanserli Hastalarda Beslenme, Hematolojik Kanserlerde Enfeksiyondan Korunma Yolları gibi konu başlıklarını her yönüyle halkımıza ve hastalarımıza anlatacağız” diye konuştu. Hematolojik kanserlerde tam şifa olasılığının giderek arttığını ifade eden Özcan, bilgi ve farkındalık düzeyinin artması ile bu başarının daha da artacağını; hastaların hastalıkları hakkında daha çok soru sormasını önemsediklerini vurguladı.
Katılımların ücretsiz olacağı etkinlikler için thdofis@thd.org.tr e posta adresinden ön kayıt yaptırılabiliyor.
HALKHEP Toplantılarının gerçekleştirileceği yer ve tarih detayları ise şöyle;
ERZURUM
14 Nisan 2011 Perşembe
Saat: 13.30 – 17.00
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aziziye Hastanesi Konferans Salonu
ANKARA
15 Nisan 2011 Cuma
Saat: 09.30 – 13.30
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlık Binası, Morfoloji Yerleşkesi
Abdülkadir Noyan Konferans Salonu / Sıhhiye – ANKARAK
İSTANBUL
16 Nisan 2011 Cumartesi
Saat: 13.30 – 17.30
Askeri Müze, Harbiye

MUAYENEHANE AÇABİLECEKLER
Yazan: HABERmedical 08 Nisan 2011
Kategori: Doktorlar, Genel Haberler, HABERLER
Danıştay, kamuda çalışan doktorların muayenehane açabileceklerine hükmetti. Ancak, kamuda görevli hekimler özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacak…
Daha önce Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Sağlık Bakanlığının itirazını kabul etmiş ve üniversite öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açamayacakları ve özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacaklarına ilişkin işlemi, hukuka uygun bulmuştu.
Davayı esastan görüşen Danıştay 5. Dairesi ise Sağlık Bakanlığının ilgili işleminin, “Kamuda görevli hekimlerin muayenehane açamayacaklarına” ilişkin bölümünü iptal etti.
Daire işlemin, “Kamuda görevli hekimlerin özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarının mümkün olmadığına” ilişkin bölümünün iptal istemini ise reddetti.
SAĞLIK HİZMETLERİ HIZLANACAK
Yazan: HABERmedical 08 Nisan 2011
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
“Sağlık hizmetlerinin hızlandırılmasını” amaçlayan kanun teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı…
Yasaya göre, belirli bir projenin gerçekleştirilmesi amacıyla il özel idaresine aktarılan ancak aktarıldığı mali yılı takip eden yıl sonuna kadar kullanılmayacağı anlaşılan ödenekler, başka projede kullanılmak üzere, aynı veya başka bir özel il idaresine veya ilgili mevzuatı çerçevesinde kullanılmak üzere Toplu Konut İdaresine (TOKİ) aktarılabilecek.
Kafeterya, büfe, otopark ve benzeri sosyal tesisler ile Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun kapsamında kiralanan sağlık merkezleri ve kullanmış oldukları demirbaşların kira gelirleri, uzmanlık belgesi sertifikasyon ve sınav hizmetlerinden elde edilecek gelirler, döner sermaye gelirleri kapsamına alınacak.
Sağlık Bakanlığı, dava ve icra takiplerinde ihtiyaç duyması halinde avukatlık hizmeti alımı yapabilecek.
Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarınca hizmetin verildiği dönemde sosyal güvenlik sağlık yardımından yararlanamayan kişilere sunulan sağlık hizmet bedellerinden 31 Aralık 2010 tarihine kadar tahsil edilmeyen alacak tutarlarının yüzde 50′sinin bir yıl içinde ödenmesi halinde geri kalan kısım terkin edilecek. Tahsil edilemeyen tutar 250 liradan az ise borç doğrudan terkin edilecek.
Vakıf üniversiteleri hariç, üniversiteler ile Sağlık Bakanlığı ve diğer kamu idarelerine bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında vefat eden ve tedavi giderleri sosyal güvenlik kurumunca karşılanmayanlardan ödeme gücü bulunmadığı tespit edilenlerin borçları silinecek.
KKTC’nin tedavi edilmek üzere Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelere gönderdiği hastaların tedavi bedellerinin 31 Aralık 2010 tarihine kadar ödenmemiş olanları terkin edilecek.
İnsan üzerinde klinik araştırma
Yasayla, insanlar üzerinde gerçekleştirilecek klinik araştırmalara katılacak gönüllülerin hakları ve insanlar üzerindeki bilimsel araştırmaların usul ve esasları da düzenleniyor.
Klinik araştırmaları etik yönden değerlendirmek amacıyla, etik kurullar ve klinik araştırmalarla ilgili konularda Sağlık Bakanlığına görüş bildirmek üzere Klinik Araştırmalar Danışma Kurulu oluşturulacak.
Buna göre, bir tedavi yöntemi ve ilacın ilmi araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığından izin alınması gerekecek.
Üzerinde araştırma yapılacak gönüllü, iznini araştırmanın her aşamasında geri alabilecek.
Görev tanımları yeniden düzenleniyor
Diploması veya meslek belgesi olmadan meslek mensuplarının yetkisinde olan bir işi yapan veya bu unvanı takınanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 200 günden 500 güne kadar adli para cezası verilecek. Yardımcı personel, çalıştığı alanla ilgili 1 yıl içerisinde eğitim alacak. Eğitimin ardından açılacak sınavda başarılı olan yardımcı personelin işlerine devam etmeleri sağlanacak. Eğitimde geçecek 1 yıl sürecince herhangi bir cezai yaptırım uygulanmayacak.
Yeni uzmanlık alanları oluşturuldu
Kanuna göre, acil tıpta uzmanlık eğitim süresi 5 yıldan 4 yıla indiriliyor. “Genetik hastalıklar” yeni uzmanlık dalı olarak oluşturuluyor. Bu uzmanlık dalının eğitim süresi 4 yıl olacak.
Diş hekimliğinde de yeni uzmanlık alanları oluşturuluyor. Eğitim süresi 4 yıl olan ağız, diş ve çene cerrahisi, eğitim süresi 3 yıl olan ağız, diş ve çene radyolojisi, eğitim süresi 3 yıl olan çocuk diş hekimliği ile eğitim süresi 3 yıl olan restoratif diş tedavisi yeni uzmanlık dalları oldu.
Bir yeni yan dal da oluşturuluyor. Eğitim süresi 3 yıl olan “gelişimsel pediatri” yeni yan dal olarak belirlendi.
Öte yandan, Sağlık Bakanlığı, Tıpta Uzmanlık Kurulunun kararı üzerine tıpta uzmanlık sürelerini üçte bir oranında artırabilecek.
Sözleşmeli personel ancak devlet memuru statüsünde başhekim, başhekim yardımcısı ve başhemşire olarak görevlendirilebilecek.
Genel Kurulda verilen önergenin kabulüyle kanuna bir geçici madde eklendi. Buna göre, Spor Toto Teşkilat Başkanlığının Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne olan tüm borçları terkin edilecek. Bu konuda süren davalardan feregat edilecek.



