“AVRUPA’NIN EN UCUZ İLAÇLARI TÜRKİYE’DE”
02 Haziran 2011 HABERmedical
Kategori: Farmakoloji Haberleri, HABERLER
Basında yer alan “Fiyatlarda rekor indirim yapıldı, sektör yine de kazanıyor”, “İlaç şirketleri pahalı ilaca yönlendirdiği için harcamalar artıyor” şeklindeki haber ve değerlendirmelere, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nden açıklama geldi…
Türkiye’de ilaç harcamalarının artmasının insanlarımızın ihtiyaçlarından kaynaklandığını belirten AIFD, Avrupa’nın en ucuz ilaçlarının Türkiye’de olduğunu, yeni ilaçların desteklenmediğinin altını çizerek, çözüm önerilerinde bulundu.
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği tarafından yayınlanan açıklamanın tam metni:
Türkiye’de ilaç harcamalarının artması insanlarımızın ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır
73 milyona yaklaşan nüfusumuz bugün için ağırlıklı bir şekilde genç olmakla birlikte, belirli bir yaşlanma sürecinde bulunmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kapsadığı kronik hasta sayısının artması; ülkemizde ilaç ve sağlık hizmetlerine erişimin son yıllarda yaygınlaştığı gerçeğiyle birlikte ele alındığında, kamunun ilaç ve sağlık faturasının artması doğaldır. 2011 yılı ilk üç ayında meydana gelen reçete artış oranı %23’tür. Danıştay’ın 2010/6584 sayılı 25 Ocak 2011 tarihli kararı ile reçetelenebilen ilaç sayısını 4 ile kısıtlayan uygulamayı kaldırmış olması ve aile hekimliği sisteminin tüm yurtta hayata geçmesi erişimi artıran bir başka etken olmuştur. Yılda ortalama hasta hekim ziyareti sayısı 2002 yılında 2 iken, 2010 yılında 7′yi aşmıştır.
Avrupa’nın en ucuz ilaçları Türkiye’de
Türkiye’de ilaç harcamalarının artması toplumun ilaca erişiminin güçlenmesinden, insanlarımızın ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır. Harcamalardaki artışı yenilikçi ve orijinal ilaç fiyatlarına bağlamak yanlıştır. Halen Türkiye’deki ilaç fiyatları, en ucuz Avrupa ülkesinin %30-50 altındadır. Çıkarılan bir kararname ile ülkemizde muadilleri bulunan orijinal ilaçların fiyatları, muadilleri ile eşitlenmiştir. Orijinal ilaçlarla onların muadili ilaçların fiyatları aynıdır. Muadili olmayan orijinal ilaçlara ise, Avrupa’nın en ucuzu sınırlamasına ilaveten %32,5 iskonto yapılmaktadır.
2010 – 2012 OVP kapsamındaki ilaç bütçesi hedef rakamları 2010 yılı için 14,6 milyar lira, 2011 için 15,6 milyar lira ve 2012 için 16.67 milyar lira olarak belirlenmiştir.
Bununla birlikte, 2009 yılında 16 milyar TL düzeyini geçmesine rağmen, kamu ilaç harcamaları bütçesinin 2010 için 14,6 milyar TL olarak belirlenmesini anlamak güçtür. Nitekim yapılan bütün indirimlere rağmen 2010 yılında kamu ilaç harcamaları 15,2 milyar TL olmuştur. Bir önceki yıla göre %5 daralma yaşanmıştır. 2009’dan bu yana kamunun aldığı tasarruf önlemleri sonucunda ilaç endüstrisinde yaklaşık 2 bin kişi işsiz kalmış, yatırım ve iş planlarını tekrar gözden geçirmek zorunluluğu doğmuştur.
Yaşanan bütçe sıkıntılarını gidermek ve bütçe dengelerini korumak için, sağlık sektöründeki verimsizlikleri bütüncül olarak ele almadan, yalnızca ilaç fiyatlarını indirmeye odaklanılması Türkiye’de ilaç endüstrisini giderek daha zor bir durumda bırakmaktadır. Sektörümüzde kelimenin tam anlamı ile bıçak kemiğe dayanmıştır.
Yeni ilaçlar desteklenmiyor
Ülkemiz ilaç sektöründe ne yazık ki eski ilaçların satılmasını destekleyen, yenilikçi ilaçlara erişimi güçleştiren politikalar uygulanmaktadır. Ruhsatlandırmadan fiyatlandırmaya kadar temel alanlara bakıldığında bu durum net bir şekilde görülmektedir. 1 Aralık 2009 ile 31 Mart 2011 tarihleri arasında ruhsat alan yeni ilaç sayısı 32, yeni molekül sayısı 13’te kalırken, muadil jenerik ilaç ve 20 yıllıktan eski ilaç sayısı 701 olmuştur. Bu yılın ilk 4 ayında ilaç sektörü %7 büyürken, yeni ilaçlardaki büyüme %3′te kalmıştır. Eski ilaçlar ise %15 büyüme göstermiştir. Orijinal ilaçlarda büyüme %1 iken, muadil ilaçlar %7 büyümüştür. Oysa muadili olan orijinal ilaçlarla, jenerik ilaçların fiyatları aynıdır. Sosyal Güvenlik Kurumu elindeki ilaç detayındaki verileri kamuoyu ile paylaştığı takdirde bu oranlar daha da net görülebilecektir. Ayrıca firmalar detayında incelendiğinde, bazılarının büyüme oranı ortalamada veya üstünde kalırken, bazıları küçülmüştür. Sektör olarak bir genelleme yapılmamalıdır.
Araştırmacı ilaç endüstrisi ülkemizde başarıyla uygulamaya koyulan sağlık reformu sürecinin toplumun tamamı yüksek kaliteli sağlık ve ilaç hizmetlerine erişene kadar devam etmesi gerektiğine inanmaktadır.
Atılan başarılı adımlar sonucunda son yıllarda Türkiye’de ilaç ve sağlık hizmetlerine erişim önemli ölçüde güçlendirilmiştir. Ancak, erişimin güçlenmesi kadar bu hizmetlerin kalitesinin artırılması ve uluslararası standartlara kavuşturulması da bir zorunluluktur. Böyle bir hedefin bütçeyi kısıtlayarak değil, ancak daha fazla bütçe ayırarak gerçekleşebileceği açıktır.
Çözüm Önerilerimiz
Uluslararası kalitede ilaç ve sağlık hizmetlerinin toplumun en geniş kesimlerine sürdürülebilir bir şekilde sunulabilmesi için varolan kaynaklar en akılcı ve etkin şekilde kullanılmalıdır. Bunun için fiyatlandırma, ruhsatlandırma, geri ödeme, ilaç tanıtımı, finansman ve kronik hastalık yönetimi gibi konular başta olmak üzere sektörün temel alanlarında yapısal reformlar hazırlanmalı ve uzun vadeli olarak uygulanmalıdır.
Yaşam kalitesini yükselten, hastalar için değer yaratan yenilikçi ilaç ve tedaviler geliştirerek insanlığın hizmetine sunan 38 bioteknoloji ve Ar-Ge ağırlıklı firmayı çatısı altında toplayan Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) bu süreçte elinden gelen bütün desteği vermeye, bilgi birikimini Türkiye’nin hizmetine sunmaya hazırdır.
Saygılarımızla,
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD)
İLAÇ SEKTÖRÜNDE BIÇAK KEMİĞE DAYANDI, BAZI YATIRIMLAR İPTAL
16 Mayıs 2011 HABERmedical
Kategori: Farmakoloji Haberleri, HABERLER
2009 sonundan bu yana ilaç bütçesini dengelemek için fiyat indirimlerine ağırlık verilmesi tüm sektörde özellikle de araştırmacı ilaç endüstrisinde sıkıntıyı en üst düzeye çıkardı. Son iki yıldır art arda gelen fiyat indirimleri sonucunda önlerini göremez hale gelen ve istikrarlı bir çalışma ortamına sahip olamayan araştırmacı ilaç firmaları iş planlarını ve yatırımlarını gözden geçiriyor. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AİFD) üyeleri arasında yapılan bir anket, katılımcılarının yarıdan fazlasının planladıkları yatırımları iptal etme eğiliminde olduklarını ve bazı önemli yatırımların iptal edildiğini ortaya koydu…
İlaç sektörü özelikle de araştırmacı ilaç sektörü zor günler yaşıyor. İlaç harcamaları bütçesindeki kaynak sorunlarını gidermek için son iki yılda sadece fiyat indirimlerine odaklanılması sektörün nefesini kesiyor. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) üyeleri arasında yapılan bir anket sektörün içinde bulunduğu sıkıntıyı net bir şekilde ortaya koydu. 23 araştırmacı ilaç firmasının üst düzey yönetiminin katıldığı ankette firmalar “önlerini görememekten” ve “sektörde bugünden yarına hangi politikaların değişeceğini bilememekten” yakınırken, katılımcıların %52,2′si Türkiye’de yapmayı planladıkları yatırımları iptal etmek zorunda kaldıklarını bildirdi. Bu yatırımlardan en az ikisinin 50 milyon doların üstünde olduğu ifade edildi.
Yatırımlar tehlikeye girdi!
Alınan kararların araştırmacı ilaç firmalarının Türkiye’deki Ar-Ge yatırımlarını nasıl etkileyeceği sorulduğunda katılımcıların %69,5′i yatırımların azalacağını belirtti… Katılımcıların %91,3′ü de bu koşullarda firmasının görünür bir gelecekte üretim veya idari yatırım yapmayı düşünmeyeceğini vurguladı.
Çalışmaya katılanların %60,9′u planlanan bazı yatırımların tekrar gözden geçirilmekte olduğunu, bunların iptallerinin söz konusu olabileceğini kaydetti. Gözden geçirilen yatırımların 3′ü 50 milyon doların üstünde bulunuyor. Firmaların %52,2′si ise sektörde uygulanan politikalar nedeni ile bazı yatırımların iptal kararlarının alındığını bildirdi. Bunlar arasında da 50 milyon doların üstünde 2 yatırım bulunuyor.
İlaç sektöründe çalışma ortamı bozuluyor, genel merkezlerin bakışı olumsuz etkileniyor!
Ankete katılan yöneticilerin %95,7′si yapılacak yeni bir fiyat indiriminin işlerini olumsuz etkileyeceğini ifade ederken, %78,2′si araştırmacı ilaç firmalarının görüşlerine değer verilmediği ve etkin bir paydaş olarak karar süreçlerine arzu edilen biçimde dâhil edilmediklerini söyledi.
Sektörde iş yapabilme ortamının bozulduğundan yakınan katılımcılar bunun en önemli nedenleri arasında; öngörülebilirliğin bulunmamasını, korumacı politikaları, fikri mülkiyet haklarının yeterince güvence altında olmadığını düşündüklerini ve şeffaflık olmamasını sıraladılar.
Ankete katılan yöneticilerin %56,5′i sektörde uygulanan politikalar nedeni ile istihdamın %20′ye varan oranlarda, %17,4′ü ise %20′den fazla azalacağı tahmininde bulundu.
Ankete katılan uluslararası araştırmacı ilaç firması yöneticilerinin önemli bir endişesi de Türkiye’de uygulanan politikaların genel merkezlerin ülkeye bakışına olan etkileri konusunda ortaya çıktı. Katılımcıların tamamı, fiyat indirimlerine odaklanan politikaların, genel merkez yönetimlerinin Türkiye’ye bakışlarını olumsuz etkilediğini kaydettiler. Bu olumsuz izlenimin sonuçları ise genel merkezler tarafından alınan yatırım, istihdam ve teknoloji transferi gibi kararlarda Türkiye’nin dışlanması oluyor.
“Anket sonuçları endişe verici”
Yapılan çalışmayı değerlendiren AİFD Başkan Yardımcısı Engin Güner, “anket sonuçlarının oldukça endişe verici olduğunu” belirterek şunları söyledi:
“Bu sonuçlar, sektörümüzde kelimenin tam anlamıyla bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor. Son iki yıldır alınan kararlar ardından oluşan ortamda artık ülkemizde yapılması planlanan yatırımlar ciddi bir şekilde sorgulanmaya, iş planları tekrar gözden geçirilmeye başlanmıştır. Bugüne kadar pek çok özveride bulunmuş olan sektörümüz bir fiyat indirimini daha kaldırabilecek durumda değildir. Sektörün hızla geliştiği Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya arasında yer alan Türkiye’nin yatırım ve teknoloji transferi açısından artık cazibesi azalmakta, bu ülkelerin gerisinde kalmaktadır. En büyük endişemiz ise, hastalarımızın ilaca erişiminin zorlaşması riskidir. Ancak endüstri olarak bunu önlemek için her zamanki hassasiyetimizle elimizden geleni yapmaktayız.”
Engin Güner şöyle devam etti:
“Daha sağlıklı bir Türkiye için her zaman paydaşlarıyla işbirliğine öncelik veren AİFD, ilaç ve sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir bir şekilde uluslararası standartlara kavuşturulması, bu doğrultuda kaynakların en verimli şekilde kullanılmasını sağlayacak yapısal reformların hazırlanması ve uygulanması için her türlü desteği vermeye hazırdır. Stratejik öneme sahip sektörümüze her zaman büyük ilgi gösteren ve çok önemli katkılarda bulunan ilgili Sayın Bakanlarımızın ve Sayın yetkililerin sesimize kulak vereceklerine inanıyoruz.”
SAĞLIK HARCAMALARININ %3′Ü KANSER İÇİN
26 Kasım 2010 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Türkiye’de toplam sağlık harcamalarından kanser için ayrılan pay %3, kanser tedavi masraflarının doğrudan maliyeti ise yaklaşık 3.6 milyar TL…
Sağlık Bakanlığı, Türkiye’de sağlık harcamalarından 2.3 milyar euro’nun kanser tedavisine gittiğini, nüfusun yoğun olmasına bağlı olarak kişi başına kansere harcanan paranın az ve kanser tedavisi sonrasında sağ kalım oranlarının geç tanı konulmasından dolayı Avrupa ülkelerine kıyasla düşük olduğunu bildirdi.
İlaç sektörüyle ilgili araştırmalarda dünyanın önde gelen kuruluşları arasında yer alan i3 Innovus ile Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AİFD) desteğiyle, “Türkiye’de Hastaların Kanser İlaçlarına Erişimi” başlıklı rapor hazırlandı.
Bu konuda kapsamlı bir incelemenin ardından tamamlanan rapor, Stockholm İktisat Fakültesi’nden Prof. Bengt Jönsson, Karolinska Enstitüsü’nden Dr. Nils Wilking ve İ3 Innovus uzmanlarından Daniel Högberg tarafından hazırlandı.
Türkiye’de her yıl yaklaşık 160 bin kişiye kanser teşhisi konulduğu ve yaklaşık 100 bin kişinin de bu hastalıktan dolayı yaşamını yitirdiği belirtilen raporda, hala Türkiye’de erkekler arasında en yaygın kanser türlerinin akciğer, prostat; kadınlarda ise meme ve kolorektal kanserler olduğu ifade ediliyor. Raporda, tedavi sonuçlarıyla en az yüz güldüren kanser türleri ise akciğer, mide, kalın bağırsak ve rektum kanserleri olarak gösteriliyor.
Raporda, kanser vakalarının sayısı, bu vakalardaki ortalama yaşam süresi ve yeni kanser vakaları arasındaki ilişki incelendiğinde, Türkiye’de kanser tedavisinin Avrupa ülkelerindekine göre zorlukları bulunduğu, hastaların kanser tanısı konduktan sonraki yaşam sürelerinin Avrupa’daki hastalara kıyasla daha “kısa” olduğu belirtiliyor.
Raporda, kanserle savaşta hazırlayıcı faktörlerin ortadan kaldırılması (önleme), tarama ve erken tanı ile tedavinin birbirini tamamlayıcı olduğu vurgulanıyor. Raporda, şu sonuçlar dikkat çekiyor:
“Türkiye’de kanser tedavisinin sonuçları, karşılaştırılan Avrupa ülkelerinden çok daha geride bulunuyor. Bu durum, Türkiye’deki kanser hastalarının Avrupadakiler kadar yüksek bir sağ kalım şansına sahip olmadığının bir göstergesi olarak yorumlanabilir.
Sağ kalımı olumsuz etkileyen faktörler, geç tanı, tedaviye geç ulaşım, var olan tüm tedavi seçeneklerine Türkiye’deki erişim olanakları, ülkeye özgü kanser nedenleri (sigara tüketim oranı) ve genetik özellikler gösteriliyor.”
Raporda, 2002 yılı verilerine göre 5 yıllık kanser vakası sayısının en düşük olduğu ülkenin Türkiye olarak gösteriliyor.
Türkiye’de kanser yaygınlığı Avrupa ülkelerinden az
AİFD yetkilileri, bu karşılaştırma yapılırken, genç nüfus nedeni ile Türkiye’deki kanser yaygınlığının hala Avrupa ülkelerinden az olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkati çekiyor.
Rakamların düşük olmasının ardında bu faktörün rol oynadığı, ancak giderek yaşlanan nüfusla birlikte Türkiye’de de kanser vakalarının sayısının artacağı uyarısında bulunuyor. Bu bakımdan Türkiye’de kanser tedavi olanaklarının geliştirilmesi ve onkoloji ilaçlarına erişimin güçlendirilmesi gerektiğinin önemi vurgulanıyor.
Rapora göre, Avrupa ülkelerinde sağlık harcamalarında kanser harcamalarının payı, ortalama yüzde 6.3, kanser tedavisi için kişi başına ortalama harcama ise 148 euro olarak tahmin ediliyor. Kanser tedavisi sonuçlarının en yüksek olduğu Fransa’da ise bu rakam 205 euro. Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi daha düşük gelirli Avrupa ülkelerinde dahi sağlık harcamaları içinde kanser harcamalarının payı yüzde 3-5 düzeyinde bulunuyor. Polonya’da kişi başına kanser harcaması 41 euro, Macaristan’da 61 euro, Çek Cumhuriyeti’nde ise 72 euro.
Türkiye’de ise sağlık harcamalarının yüzde 3′ü kanser tedavilerine ayrılıyor. Türkiye’de kişi başına düşen kanser tedavisi harcamasının ise sadece 25 euro düzeyinde kaldığı öngörülüyor.
Raporda ayrıca, kanser tedavi masraflarının Türkiye’ye doğrudan maliyetinin 1.8 milyar euro (yaklaşık 3.6 milyar TL) olduğuna, üretim ve iş gücü kayıpları ile diğer dolaylı harcamalar göz önüne alındığında bu maliyetin katlanarak büyüdüğüne dikkat çekiliyor.
Yenilikçi ilaçların etkin bir şekilde kullanılmasıyla verimlilik ve iş gücü kaybının önlenerek, ekonomi için değer yaratılığı ve kamu kaynaklarının daha büyük bir maliyetten korunduğu hatırlatılıyor.”
Kanser tedavisine 2.3 milyar euro
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer de Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin 13-14 Katrilyon lira olduğunu belirterek, “Bunun 2.3 milyar euro’su kanser tedavisine gidiyor. Bunun da çoğu kemoterapiye harcanıyor” dedi.
Türkiye’nin bu rakamlarla, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya’dan sonra Avrupa’da 6. sırada olduğunu ifade eden Tuncer, “Bizim nüfusumuz çok olduğundan, kişi başına kansere harcanan para düşüyor. Gayri Safi Milli Hasıla oranından hesaplama yapıldığında, dünyada kanser tedavisine ciddi para harcayan ülkelerden biriyiz. Hepsinden önemlisi Türkiye’de kanser tedavisine cepten ödeme gibi bir durum söz konusu değil. özel ve üniversite hastaneleri dahil, ülkemizde SGK ile anlaşma olduğunda kanser, cepten para ödemeden tedavi edilen bir hastalık. Bunların dışında koruma amaçlı olarak da çok ciddi çalışmalar yapılıyor ve önemli paralar harcanıyor” diye konuştu.
“hastaların yüzde 80′i geç evre tanı alıyor”
Türkiye’de kanser tedavisi sonrasında sağ kalım oranlarının, ilgili raporda belirtildiği gibi “düşük” olduğunu vurgulayan Tuncer, şunları kaydetti:
“Bizim, kanser hastalarının sağ kalım oranlarında kabul edilemez bir düşüklüğümüz var. Bunun en önemli nedeni, geç tanı. Ülkemizde yüzde 80 hasta, geç evrede kanser tanısı alıyor. Erken evre tanı alan hastaların sağ kalım oranları Avrupa ile aynı. Önemli olan geç tanı almamak. Bir ülkede geç tanı konulması, vatandaşın sorumluluğu değildir.
Bakanlık olarak tüm çabamız, daha erken dönemde tanı konulabilmesini sağlamak. Bunun için tarama programları, hastalığın belirtilerine karşı toplumda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaları yapıyoruz ve hekimlerimizi eğitiyoruz. Ülkemizde biz birinci ve ikinci basamakta geriyiz.
Dünyada en fazla sigara içen ülkelerden biriyiz. Bu da önemli bir etken. Dünyada akciğer kanseri görülme sıklığı azalırken biz de artıyor. Ülke olarak sigara ile savaşıyoruz, ama bazı kurumlar yavaş hareket ediyor.”
Sağlığa erişimin artmasına karşın, mevcut medikal onkolog sayısının yeterli olmadığına dikkati çeken Tuncer, bugünkü medikal onkolog sayısının 6 katına ihtiyaç olunduğunu söyledi.
Tuncer, Türkiye’de kanserli hasta sayısının giderek arttığını ifade ederek, 2030′da yarım milyon kanser hastasının öngörüldüğünü sözlerine ekledi.
ŞÜKRÜ VAROL AİFD GENEL SEKRETER YARDIMCISI OLDU
15 Temmuz 2010 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Genel Sekreter Yardımcılığı görevine Şükrü Varol atandı. 12 Temmuz 2010 Pazartesi itibarı ile görevine başlayan Varol aynı zamanda AİFD Yürütme Kurulu Başkan Yardımcılığını da üstlendi.
İlaç sektöründe deneyimli bir isim olan Şükrü Varol, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümünden 1988 yılında mezun oldu. Aynı bölümden yüksek lisans derecesini 1991′de alan Varol, 1988 – 2000 yılları arasında Pfizer ilaç şirketinde Üretim Planlama, Ürün Müdürlüğü, Pazar Araştırmaları Müdürlüğü, Satış ve Pazarlama Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 2000-2004 yılları arasında Roche Reçetesiz İlaçlardan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışan Varol, bu kategoride şirkete yarattığı değerle dikkat çekti. Şükrü Varol 2005 yılında Roche Reçetesiz İlaç bölümünün Bayer tarafından satınalınması ile birlikte Bayer Reçetesiz İlaçlar Ülke Müdürü olarak atandı. Varol bu dönemde satınalınan Roche reçetesiz ilaçları ile birlikte bölümünün yeniden kurulması ve yeni bölümün başarı ile büyütülmesi çalışmalarını yönetti. Şükrü Varol 2008 yılı boyunca Abdi İbrahim ilaç firmasında Reçetesiz İlaçlar Genel Müdürü olarak görev yaptı.
Evli ve iki çocuk babası olan Varol İngilizce biliyor.
DİYABETE KARŞI 235 YENİ İLAÇ ADAYI ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR
13 Temmuz 2010 HABERmedical
Kategori: Farmakoloji Haberleri, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Tüm dünyada en hızlı yaygınlaşan kronik hastalıklardan biri olan diyabete karşı daha etkin tedaviler geliştirmek için çalışmalar sürüyor. Amerikan İlaç Araştırmacı ve Üreticileri Derneği (PhRMA), halen araştırmacı ilaç endüstrisinin diyabete karşı 235 yeni ilaç adayı üzerinde çalıştığını duyurdu. Bu ilaçlar arasında kan şekerini etkin bir şekilde kontrol etmeye veya insülin direncini azaltmaya odaklananların yanı sıra hastalığın damarlarda ve sinirlerde yarattığı tahribatı önlemeye yönelik olanlar da bulunuyor. ABD’de yapılan bir çalışmada ise farelerde diyabet hastalığı iyileştirildi…
Tüm dünyada hızla yaygınlaşan diyabet, hasta vücudunda yarattığı tahribatla pek çok sağlık sorununa ve ölümlere yol açabiliyor. Vücudun şekeri ve gıdaları enerjiye çevirmesini sağlayan insülin hormonunu üretememesi veya kullanamaması nedeni ile ortaya çıkan diyabetten ölüm oranları tüm dünyada yükseliyor. Üstelik eskiden sadece yetişkinlerde görülen tip 2 diyabet artık çocuklarda da görülmeye başlandı. ABD’de nüfusun % 8’i diyabet hastalığıyla mücadele ederken, Türkiye’de 35 – 70 yaş aralığında bu oran % 14,7’yi buluyor.
Amerikan İlaç Araştırmacı ve Üreticileri Derneği (PhRMA) tarafından yapılan açıklamaya göre, araştırmacı ilaç endüstrisi bu alanda 235 yeni ilaç adayını geliştirerek hastaların hizmetine sunmak için çalışmalarını sürdürüyor. Diyabetin kontrol altında tutulmasını ve vücuda verdiği hasarın asgari düzeye indirilmesini hedefleyen yenilikçi ilaç adaylarının bazıları ruhsat onayı beklerken, bazıları da henüz geliştirme sürecinin başlangıç aşamalarında bulunuyor. ABD’de Washington Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada ise farelerde embriyo ve yetişkin pankreas hücreleri nakledilerek diyabet iyileştirildi.
Açıklamayı ve son gelişmeleri değerlendiren Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği Başkan Yardımcısı Engin Güner, sağlanan ilerlemelerin heyecan verici olduğunu vurgulayarak, “Bu gelişmeler, ülkemizdeki hastaların yeni ilaçlara, gelişmiş ülkelerde yaşayan hastalarla aynı zamanda veya en azından kısa süre sonra erişmesinin önemini artırıyor,” dedi. Güner, özellikle ruhsat başvurularında Sağlık Bakanlığı tarafından verilen İyi Üretim Uygulamaları (GMP) sertifikası talep edilmesinin ilaca hızlı erişimde sıkıntı yarattığını kaydetti.
Hasta oranları yükseliyor
Bulaşıcı olmayan hastalıklarla ilgili veri tabanı oluşturmak amacıyla 17 ülkede yürütülen PURE araştırmasının Türkiye ayağında diyabetin oluşturduğu tehdit net bir şekilde görüldü. Türkiye’de Metabolik Sendrom Derneği tarafından yapılan ve 4.057 kişiyi kapsayan çalışma hastalığın kentlerde iki misli fazla görüldüğünü ve 35 – 70 yaş aralığında diyabet oranının % 14,7’yi bulduğunu ortaya koydu. Gizli şekeri olanların oranı ise % 9,6 olarak tespit edildi. Böylece Türkiye’de 35 – 70 yaş aralığında diyabet tehdidi altında yaşayan yetişkinlerin oranı % 24’ü geçiyor.
Farelerde diyabet iyileştirildi
ABD’de Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir çalışmada diyabet hastası farelere önce embriyon hücreler nakledilerek karaciğer oluşturuldu. Bu nakil aynı zamanda, farelerin bağışıklık sistemini pankreas hücrelerinin nakledilmesi için hazırladı. Birkaç hafta sonra ise pankreas hücreleri nakledildi. Sonuçta farelerin pankreaslarındaki hücreler normal insülin üreterek kan şekerini düzenlemeyi başardı ve hastalık tedavi edilmiş oldu. Bu çalışma bilim çevrelerinde, ileride insanlar için geliştirilecek umut verici tedavilerin habercisi olarak nitelendiriliyor.
Araştırmacı ilaç endüstrisi tarafından yeni geliştirilmekte olan ilaç adayları arasında diyabetten kaynaklanan göz hastalıklarını, ayakta yaraları önleyen tedaviler bulunuyor. Üzerinde çalışılan bir ilaç adayı, GLP – 1 adlı doğal hormonu kullanarak kan şekerini kontrol altına alıyor. Bu ilaç haftada bir kez ağızdan alınıyor ve kilo kaybını da önlüyor.
Bir başka ilaç adayı insülinle ilgili genlere müdahale ederek, insülin direncini azaltıyor. Bunların yanı sıra diyabetin kalp damar sağlığına ve sinirlere verdiği zararı azaltmaya yönelik yenilikçi ilaçlar geliştiriliyor.
“Türkiye’deki hastalar bu imkanlara Amerikalı veya Avrupalı hastalarla aynı zamanda erişmeli”
Diyabet tedavisindeki gelişmeleri değerlendiren Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Başkan Yardımcısı Engin Güner, sağlanan ilerlemelerin heyecan verici olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Genetik ve moleküler biyoloji alanlarındaki hızlı gelişmeler araştırmacı ilaç ve biyoteknoloji endüstrisinin önünü açıyor. Çok ağır sonuçları olabilen ciddi bir kronik hastalık olan diyabet alanında da çok olumlu gelişmeler var. PhRMA’nın müjdelediği 235 yeni ilaç adayından ilaç olabilecekler ruhsatlandırıldıklarında hastalara yepyeni imkanlar sunacak. Bu imkanlara ülkemizdeki hastaların da Amerikalılar veya Avrupalı hastalarla aynı zamanda, hiç değilse kısa süre sonra erişebilmesi önem taşıyor. “
Türkiye’de hastaların yenilikçi ilaçlara erişiminde gecikmeler ve bazı sıkıntılar olduğunu kaydeden Güner şöyle devam etti:
“Sağlık Bakanlığımız tarafından kabul edilen veya denetimi yapılan tesislere ait GMP sertifikası, yani İyi Üretim Uygulamaları belgesi olmayan ruhsat başvurularının büyük çoğunluğu ruhsat aşamasında ön incelemeye dahi alınmamaktadır. Bu uygulama, ithal edilecek ilaçların üretildiği tesislerde, yani neredeyse tüm dünyada Sağlık Bakanlığı’nın GMP denetimi yapmasını gerektirmektedir. Bu durum bazı ilaçların hastalarımızın hizmetine sunulmasını geciktirmekte ve ilaca erişimde sıkıntı yaratmaktadır. AİFD olarak, Bakanlığımızla diyalog içinde bu sıkıntının hastalarımızın yararına çözüleceğine inanıyoruz.”
YENİ YASAL DÜZENLEME YAPILANA KADAR, PATENT HAKKI İHLALLERİNE CEZA VERİLEMEYECEK
08 Haziran 2010 HABERmedical
Kategori: Farmakoloji Haberleri, Genel Haberler, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), “10 Haziran 2010 Perşembe gününe kadar acilen yasal düzenleme yapılmadığı takdirde, patent hakkı ihlallerine karşı cezai yaptırım uygulanmasının çok güçleşeceği, varolan davaların da düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacakları” uyarısında bulundu…
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürürlüğe girmesine bir hafta kala, ortaya çıkacak yasal boşluğu kapatmaya dönük adımlar atılmadı.
TBMM 10 Haziran Perşembe gününe kadar bir yasal düzenleme yapmadığı takdirde, patent hakkı ihlallerinde cezai yaptırımları düzenleyen bir yasa hükmü bulunmayacak, bu alanda yasal boşluk doğacak. Bu durumda patent hakkı ihlallerine karşı cezai yaptırım uygulanması zorlaşacağı gibi, varolan davaların da sonuçsuz kalma tehlikesi doğacak. Konuya ilişkin iki ayrı kanun teklifi halen TBMM Adalet Komisyonu gündeminde bulunuyor.
2009 yılının başında da marka haklarının ihlallerine ceza uygulamasına ilişkin benzeri bir hukuki boşluk doğmuştu.
AİFD’den uyarı
Fikri ve sınai mülkiyet haklarının, faaliyetleri açısından hayati önem taşıdığı araştırmacı ilaç firmalarını temsil eden Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) doğabilecek olası sorunlar konusunda uyarıda bulunarak şu açıklamayı yaptı:
“10 Haziran 2010 Perşembe gününe kadar kanuni bir düzenleme yapılmadığı takdirde ortaya ciddi bir yasal boşluk çıkacaktır. Benzer bir durum 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin gecikmesiyle yaşanmış ve ortaya çıkan yasal boşluk nedeni ile binlerce dava düşmüştür. Bundan daha da önemlisi, söz konusu hakların korunması için en önemli unsurlardan biri olan caydırıcılık ciddi ölçüde zarar görecektir. Fikri ve sınai mülkiyet hakları ve bu çerçevede patent hakları, yenilikçi ilaç endüstrisinin yatırım ve faaliyetlerini mümkün kılan, yeni ilaçların tıbbın hizmetine sunulabilmesi için buluşları özendiren ve hastalar için değer yaratan en temel haklar arasındadır. 10 Haziran 2010 tarihine kadar gerekli kanuni düzenlemelerin ivedilikle yapılacağını ve herhangi bir boşluğa izin verilmeyeceği ümidimizi korumak istiyoruz.”
AİFD YENİ BAŞKANINI SEÇTİ
08 Haziran 2010 HABERmedical
Kategori: Farmakoloji Haberleri, Genel Haberler, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AİFD) 8. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Melih Memecan Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi…
AİFD’nin yeni Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu: Melih Memecan (Pfizer), Muhittin Bilgütay (MSD), Elçin Ergün (Merck Serono), Güldem Berkman (Novartis), Yiğit Gürçay (GlaxoSmithKline), Oliver Guillaume (Sanofi-aventis), Dr. Emin Fadıllıoğlu (Abbott), Chris Stijnen (Bristol-Myers Squibb) ve Hervé Dussart (Astra Zeneca).
Yönetim Kurulu Yedek Üyeliklerine Roland Stehlin (Boehringer Ingelheim), Engin Kap (Amgen), Didem Abut Özaydın (UCB Pharma), Şinasi Yörük (Intendis), Dr. Önder Sevdik (İ.E. Ulagay/Menarini), Hanzade Alptekin (Nestle), Cüneyt Balıkçıoğlu (Ferring), Dr. Can Hisarlı (Eczacıbaşı/Baxter) seçildi.
AİFD Denetleme Kurulu ise Mario Ammirati (Chiesi), Kadir Tepebaşı (Lilly), ve Matthieu Accolas (Servier)dan oluştu. Denetleme Kurulu yedek üyeliklerine Dr. İlker Özbay (Daiichi-Sankyo), Gaye Burhanoğlu (Lundbeck), Dr. Şebnem Avşar Tuna (Novo Nordisk) seçildi.
Yapılan görev dağılımı sonucunda Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Melih Memecan seçildi. Daha önce AİFD Başkan Yardımcılığı’na getirilmiş olan Engin Güner’e ilave olarak Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılıklarına Güldem Berkman ve Yiğit Gürçay, Sayman üyeliğe Dr. Emin Fadıllıoğlu seçildi.
AİFD Başkanı Melih Memecan görevi devralmasının ardından şu açıklamayı yaptı:
“Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği olarak, daha sağlıklı bir Türkiye yaratma misyonu ve ilaç sanayiinin gelişimini öngörülebilir ve sürdürülebilir bir ortamda sağlamak vizyonu ile ülkemizde küresel rekabet gücü daha da yüksek bir ilaç endüstrisi için çalışmaya devam edeceğiz. Bu hedefe yönelik bütün katkıları için tüm geçmiş yönetimlerimize teşekkür ediyoruz.”
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği Hakkında
2003 yılında kurulmuş olan Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği toplam 37 bioteknoloji ve Ar-Ge ağırlıklı firmadan oluşmaktadır. AİFD’ye üye olan Abbott, Actelion, Alcon, Astra Zeneca, Amgen, Astellas, Bayer, Boehringer Ingelheim, Bristol-Myers Squibb, Celgene, Chiesi, Daiichi-Sankyo, Eczacıbaşı–Baxter, Ferring, Fresenius Kabi, Fresenius Medical Care, Genzyme, Gilead, GlaxoSmithKline, IBSA, İ.E. Ulagay, Indentis, Johnson&Johnson, Lilly, Lundbeck, Merck Serono, MSD, Nestle, Novartis, Novo Nordisk, Nutricia Klinik Beslenme, Pfizer, Sanofi-aventis, Servier, Solvay İlaç Türkiye, UCB Pharma, Wyeth olmak üzere dünyadaki yeni ilaç araştırmalarının büyük bölümünü yapan araştırmacı ilaç firmalarıdır.
BAZI KAREBARKOD OKUYUCULARI İLAÇ AMBALAJINDAKİ KAREKODU OKUYAMIYOR!
21 Mayıs 2010 HABERmedical
Kategori: Eczacılık, HABERLER
Yorumlar Kapalı
16 Mayıs 2010 Pazar günü uygulanmasına başlanan ve başarılı olması halinde ilaç sahteciliğini ve ilaç sektöründe kayıtdışılığı önemli ölçüde engellemesi beklenen İlaç Takip Sistemi’nde (İTS) ciddi bir sıkıntı tespit edildi. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) tarafından eczanelerde yapılan incelemelerde, ilaç ambalajlarındaki karekodu okumak için eczanelerde kullanılan bazı karebarkod okuyucularının bunu yapamadığı görüldü. Karebarkod okuyucu, karekodu okuyamayınca, söz konusu ilaç İTS’ye kayıtlı olduğu halde, kayıtlı değilmiş gibi görünüyor.
AİFD, üretici firmaların İTS’ye kayıtlı olmayan ürünleri bulunmadığını, bu nedenle karekodu okunamayan ilaçların eczaneler tarafından iade edilmemesi gerektiğini; esas yapılması gerekenin karebarkod okuyucularındaki sorunun giderilmesi olduğunu kaydetti.
Bir eczanede okunan karekod, yanındaki eczanede okunamıyor!
Yapılan testlerde, okunan karekod bilgilerinin bölgeye ve eczanelere göre farklılık gösterdiği görüldü. Bunun üzerine, eczanelerdeki arayüz programları ve onlara bağlı olarak kullanılan yeni karebarkod okuyucular kontrol edildi. Bu kontrollerde aynı ürünün bir eczanede okunabildiği, buna karşılık hemen yanındaki başka bir eczanede okunamadığı tespit edildi.
İncelemelerde eczanelerde kullanılan bazı programların her okuyucu ile karekodu okumada sorun çıkarttığı belirlendi. Örneğin bir karebarkod okuyucu markası eczanelerdeki bir yazılım ile uyumlu çalışıp karekodu okurken, başka eczanede aynı marka okuyucu farklı yazılımlar ile okuma yapamıyor.
Bazı Karebarkod okuyucuları sorunlu
AİFD tarafından yapılan açıklamada şu ifadeye yer verildi:
“Halen üye firmalarımızın tüm ürünleri İTS’ye kayıtlıdır. Kayıtlı değil gibi görünenler, karekodu okuyamayan karebarkod okuyucuları yüzünden böyle görünmektedir. Çünkü aynı ürün bir eczanede okunurken, diğerinde okunamayabilmektedir. Aslında ürünün sadece bir eczanede bile okunabilmesi, o ürünün İTS sistemine kayıtlı olduğunun bir işaretidir. Sorunun, ithalatçı firmaların, ithal ettikleri karebarkod okuyucuları, karekod okuma algoritması geliştirilmeden eczanelere satmalarından kaynaklanmış olabileceğini düşünmekteyiz. Oysa Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü’nün (İEGM) 04.03.2010 tarihli duyurusunda öncelikle karekod okuma algoritması geliştirilmesi ihtiyacı vurgulanmıştır. Karebarkod okuyucu sorunu nedeniyle okunamayan veya ‘ITS’ye kayıtlı değildir’ uyarısı nedeniyle satılmayan ürünler eczaneler tarafından iade edilmemelidir. Yapılması gereken karebarkod okuyucu sorununu çözmektir. AİFD olarak, bu konuda tüm eczanelerin ivedilikle bilgilendirilmesini istiyoruz.”
İEGM Duyurusu
Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü 4 Mart 2010 tarihinde aşağıdaki duyuruyu yaptı:
“Tüm paydaşlarımızın kullanımına sunulmak üzere genel bir karekod okuma algoritması geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu amaçla;
1. Karekod (2D Barkod) okuyucusu tedarikçilerinin İlaç Takip Sistemi Şube Müdürlüğü ile temasa geçerek konsinye karekod okuyucu göndermeleri,
2. Ayrıca eczacıların ve diğer paydaşlarımızın daha kolay ulaşabilmesi için her karekod okuyucu için gerekli kullanım kılavuzları ve varsa ayar dokümanı ve programlarının its@iegm.gov.tr adresine gönderilmesi istenmektedir.”
KAREKODSUZ İLAÇLAR 1 HAZİRANDA BÜYÜK SIKINTI YARATACAK
19 Mayıs 2010 HABERmedical
Kategori: Eczacılık, Farmakoloji Haberleri, HABERLER
Yorumlar Kapalı
16 Mayıs pazar günü uygulamaya giren İlaç Takip Sistemi (İTS) kapsamında stoktaki karekodsuz ilaçların satışına daha önce öngörülen yıl sonu yerine, 1 Haziran 2010 tarihine kadar izin verilmesi ilaç sektöründe kaygılara yol açtı. Stoklardaki karekodsuz ilaçların satılabilmesi için eczanelerde ve depolarda 100 milyonlarca kutu ürünün elle etiketlenmesi gerekiyor. Ancak eczanelerde ve depolarda bu işlemlerin yapılması, ilacın tüm bilgilerini ihtiva eden bu etiketlerde muhtemel karışıklıklarının yaşanması riskini doğuruyor. İlaçların farklı dozlarının yanlış etiketlenmesi hasta sağlığı için risk yaratabileceği gibi, kötü niyetli kişilerin sahtecilik yaparak devleti milyonlarca lira zarara uğratması tehlikesi de doğabilecek. İlaç Takip Sistemini destekleyen Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), daha önce olduğu gibi, eczane stoklarında bulunan karekodsuz ilaçların satışına 01 Ocak 2011 tarihine kadar izin verilmesi halinde sıkıntıların aşılacağını kaydetti.
Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanmasına 16 Mayıs 2010 Pazar günü itibarı ile başlanan İlaç Takip Sistemi (İTS) kapsamında eczane stoklarındaki karekodsuz ilaçların durumu, ilaç endüstrisinde sıkıntı yaratıyor. Daha önce taahhüt ettikleri gibi karekod etiketleme yatırımlarını tamamlayan üretici firmalar halen piyasaya karekodsuz yeni ilaç vermiyor. Ancak eczanelerde ve ilaç depolarında şu anda bulunan 2009 ürünü karekodsuz ilaç stoklarının durumu İlaç Takip Sistemi’nin işlemesini de zorlaştırıyor.
İTS ile ilgili olarak 30 Eylül 2009 tarihli “Beşeri Tıbbi Ürünler Ambalaj ve Etiketleme Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”te, 1 Ocak 2010 öncesinde üretilmiş ürünlerden karekodsuz olanların satışına 1 Ocak 2011 tarihine kadar izin verileceği belirtilmişti. Ancak daha sonra çıkan iki genelge ile önce bu tarih 1 Haziran 2010′a çekildi, sonra da piyasadaki karekodsuz ürünlere, eczane ve ilaç depolarında, firmaların gönderdiği karekod etiketlerin yapıştırılması kararlaştırıldı.
Yürürlükteki genelgelere göre, önce stoklar tespit edilecek, daha sonra etiket ihtiyacı üretici firmalara iletilecek. Firmalar karekod etiketleri ürettikten sonra, eczanelerde ve depolarda karekod etiketler her ürünün son kullanma tarihi kontrol edilerek tek tek elle eklenecek.
Fiziksel olarak tamamlanması çok zor olan bu süreçte ilaçların farklı dozlarının yanlış etiketlenmesi hataları ortaya çıkabilecek. Ayrıca kötü niyetli kişi veya gruplar için karekodları farklı ambalajlara yapıştırarak ilaçta sahtecilik yapma fırsatı doğabilecek. Bu nedenle hasta sağlığı açısından ciddi risk doğacağı gibi, pek çok karekodsuz ilacın son kullanma tarihinden önce etiketlenememesi nedeni ile de milli servet de ziyan olacak.
AİFD uyardı
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) tarafından yapılan açıklamada, uygulamanın hasta sağlığı ve sahtecilik açısından yol açacağı risklere dikkat çekildikten sonra şu ifadelere yer verildi:
“İlaç Takip Sistemi (İTS), bu alanda dünyadaki ilklerden biri olarak ilaçta sahteciliği önleyecek ve kayıtdışılığı büyük ölçüde ortadan kaldıracak önemli bir düzenlemedir. Bu nedenle, Hükümetimizi İTS konusunda her zaman destekledik. Üretici firmalar olarak yaklaşık 200 milyon TL düzeyinde yatırım yaparak, karekod etiketleme sistemine geçtik. Halen hiçbir üyemiz ilaç depolarına karekodsuz ürün göndermemektedir. Ancak eczane ve depolarda bulunan, 2010 öncesinden kalma karekodsuz ürünlerin 1 Haziran 2010 tarihine kadar nasıl etiketlenecekleri konusu sistemde sıkıntıya yol açmakta ve hasta sağlığı açısından riskler yaratmaktadır. AİFD olarak sistemi kesinlikle erteletmek istemiyoruz, beklentimiz daha önce öngörüldüğü gibi sadece stoklardaki karekodsuz ilaç satışının yıl sonuna kadar satışına izin verilmesi ve eczanelerde elle etiketlenmesi talebinden vazgeçilmesi yönündedir. Bu durumda sıkıntı aşılacaktır. Bakanlığımızın sistemin başlangıcını değil de, kapanış tarihini tekrar gözden geçireceğini umut ediyoruz.”
TÜRKİYE’DE KANSER HASTALARI YENİ İLAÇLARA GEÇ ULAŞIYOR
09 Nisan 2010 HABERmedical
Kategori: Farmakoloji Haberleri, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Dünya ilaç sektörünün önde gelen araştırma kuruluşlarından i3 Innovus, “Türkiye’de Hastaların Kanser İlaçlarına Erişimi” başlıklı bir rapor hazırladı. Raporda Türkiye, kanser ilaçlarına erişim açısından 8 Avrupa Birliği ülkesi ile karşılaştırıldı. Üç uzmanın kaleme aldığı raporda, yeni kanser ilaçlarının hastalara geç ulaşması nedeni ile Türkiye’de kanser tedavisinin AB’deki kadar etkin yapılamadığı vurgulandı…
Türkiye’de yılda 100.000 kişinin ölümüne yol açan kansere karşı geliştirilen yeni ilaçların hastalara geç ulaştığı, bu durumun tedavinin etkinliğini azalttığı bildirildi. İlaç sektörüyle ilgili araştırmalarda dünyanın önde gelen kuruluşları arasında yer alan i3 Innovus, Türkiye’de Hastaların Kanser İlaçlarına Erişimini inceledi.
Türkiye’nin 8 Avrupa Birliği ülkesi ile kanser ilaçlarına erişim bazında karşılaştırıldığı rapor, yeni ilaçların ruhsatlandırılma ve geri ödeme listelerine alınarak hastalara sunulması sürecinde gecikmeler yaşandığını gösteriyor. Raporda Türkiye ile Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan, ayrıca 13 Avrupa ülkesinin (E13) ortalaması da karşılaştırlıyor.
“Türkiye’de Hastaların Kanser İlaçlarına Erişimi” Raporu Stockholm İktisat Fakültesi’nden Profesör Bengt Jönsson, Karolinska Enstitüsü’nden Dr. Nils Wilking ve i3 Innovus uzmanlarından Daniel Högberg tarafından hazırlandı.
Türkiye’de her yıl yaklaşık 160.000 kişiye kanser teşhisi konulurken, yaklaşık 100.000 kişi de bu hastalıktan yaşamını yitiriyor. Raporda kanser tedavi masraflarının Türkiye’ye doğrudan maliyeti 1.8 milyar Euro (Yaklaşık 3.6 milyar TL) olduğu üretim ve işgücü kayıpları ile diğer dolaylı harcamalar göz önüne alındığında bu maliyetin katlanarak büyüdüğüne dikkat çekiliyor.
Halen Türkiye’de erkekler arasında en yaygın görülen kanser türleri sırasıyla akciğer ve prostat; kadınlarda ise meme ve cilt kanseridir. Türkiye’de tedavi sonuçlarıyla en az yüz güldüren kanser türlerini ise akciğer, mide, kalın bağırsak ve rektum kanserleri oluşturuyor.
Raporda, kanser vakalarının sayısı, bu vakalardaki ortalama yaşam süresi ve yeni kanser vakaları arasındaki ilişki incelendiğinde, Türkiye’de kanser tedavisinin, Avrupa ülkelerindekine göre zorlukları bulunduğu, hastaların kanserden sonraki yaşam sürelerinin Avrupa’daki hastalara kıyasla daha kısa olduğu belirtiliyor.
Kanser hastalarında yaşam süresini olumsuz etkileyen başlıca faktörler: Geç tanı, Tedaviye geç ulaşım, Varolan tüm tedavi seçeneklerinin ülkede bulunabilirliği, Ülkeye özgü kanser nedenleri (örneğin, sigara tüketim oranı, çevresel koşullar), genetik özellikler olarak sıralanabilir.
Kanser yaygınlığı ve ölüm oranı Avrupa ülkelerine kıyasla Türkiye’de daha düşük. Bu durum Türkiye nüfusunun ağırlıklı bir şekilde genç olmasından kaynaklanıyor. Ancak Türkiye’nin bu demografik özelliği de değişiyor ve nüfus yaşlanıyor.
Onkoloji ilaçları için ruhsatlandırma ve geri ödeme süreçlerinde hızlı işlem yapılmalı
Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, ruhsatlandırma başvurularının en fazla 210 gün içinde sonuçlandırılmasını öngörürken, AİFD üyelerinden elde edilen veriler, onkoloji ilaçlarında bu sürenin 655 güne kadar çıktığını bazı ilaçların ise daha da uzun süreden beri ruhsatlandırma aşamasında beklediğini gösteriyor. Türkiye’de ruhsatlandırma ve geri ödeme listelerine alınma sürecinin uzunluğu, kanser hastalarının yenilikçi ilaca erişimlerini kısıtlıyor. Raporda, ruhsatlandırma ve geri ödeme listelerine alınma sürecinde bürokratik engellerin azaltılması ve hayati önem taşıyan onkoloji ilaçları için hastalara hızlı erişime olanak sağlayan modellerin uygulamaya konulması öneriliyor.
Kanser ilaçları için kaynak yaratmak gerekiyor
Raporda, milyarlarca dolar tutarında Ar–Ge yatırımı sonucu geliştirilen yeni kanser ilaçlarına erişimin , Türkiye gibi kaynakların sınırlı olduğu ülkelerde kısıtlı olduğu hatırlatılarak, kaynaklarda önceliklendirme yapılması ve kansere kaynak oluşturacak yeni modeller oluşturulması tavsiye ediliyor.
Rapora göre Avrupa ülkelerinde sağlık harcamalarında kanser harcamalarının (ilaç ve ilaç dışı diğer harcamalar) payı ortalama % 6,3, kanser tedavisi için kişi başına ortalama harcama ise 148 Euro olarak tahmin edilmektedir. Kanser tedavi sonuçlarının en yüksek olduğu Fransa’da ise bu rakam 205 Euro’dur. Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi daha düşük gelirli Avrupa ülkelerinde dahi sağlık harcamaları içinde kanser harcamalarının payı %3–5 düzeyindedir. Polonya’da kişi başına kanser harcaması 41 Euro, Macaristan’da 61 Euro, Çek Cumhuriyetinde ise 72 Euro’dur.
Türkiye’de sağlık harcamalarının ise en iyimser ihtimalle %3′ü kanser tedavilerine ayrılmaktadır. Ülkemizde kişi başına kanser tedavisi harcamasının ise sadece 25 Euro düzeyinde kaldığı tahmin edilmektedir.
Raporda, yenilikçi kanser ilaçları için yapılan harcamalar değerlendirilirken, bu harcamaların engel olduğu dolaylı maliyetin boyutunun da dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor. Yenilikçi ilaçların etkin bir şekilde kullanılmasıyla, verimlilik ve işgücü kaybının önlenerek ekonomi için değer yaratıldığı ve kamu kaynaklarının daha büyük bir maliyetten korunduğu hatırlatılıyor.



