14 KASIM DÜNYA DİYABET GÜNÜ KUTLANIYOR
08 Kasım 2010 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Tüm dünyada 2010 yılı için tahmin edilen diyabetli sayısı 285 milyona yükselmiş olup bu rakam bize dünya nüfusunun %6,6′sının diyabetli olduğunu ifade ederken bu sayının 2030 yılına kadar 438 milyona yükselmesi bekleniyor…
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) diyabetin her yıl küresel ölçekte gerçekleşen tüm ölümlerin %5′inin nedeni olduğunu, diyabeti olan insanların %80′inin düşük veya orta gelirli ülkelerde yaşıyor olduklarını ve bunların büyük çoğunluğunun yaşlı (65+) değil, orta yaşlı (45-64) olduğunu bildiriyor. DSÖ tahminlerine göre, acil olarak faaliyete geçilmezse gelecek 10 yılda diyabet kaynaklı ölümlerin %50 oranında artması bekleniyor.
Her yıl 14 Kasım’da kutlanmakta olan Dünya Diyabet Günü, diyabet dünyasının en önde gelen farkındalık kampanyası olmaya devam ediyor. Dünya Diyabet Günü tüm dünyada 160′ın üzerinde ülkede kutlanmakta ve milyonlarca insanı bu konu çevresinde biraraya getirirmeye devam ediyor. Bu kapsamdaki faaliyetler ile diyabetten etkilenen çocuklar ve erişkinler, risk altındaki topluluklar, sağlık çalışanları, sağlıkta karar vericiler ve medyada farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. Dünya Diyabet Günü diyabet farkındalığı için güçlü bir ses oluşturmak için küresel diyabet toplumunu birleştiren bir etkinlik olarak öne çıkıyor.
Dünya Diyabet Günü her yıl diyabetle ilgili bir temanın altını çizerken, 2009-2013 yılları için ise “Diyabet Eğitimi ve Diyabetin Önlenmesi” teması ele alınıyor.
Türkiye’de Diyabet
Türkiye Diyabet Epidemiyoloji Araştırma Projesi (TURDEP I) verilerine göre ülkemizin erişkin toplumunda diyabet %7,2 (kadınlarda %8, erkeklerde %6,2); bozulmuş glukoz toleransı ise %6,7 sıklıkta görülmektedir. Aynı araştırma ülkemiz için hipertansiyon sıklığını %30, obezite sıklığını ise %22 olarak saptamıştır.
TURDEP-II çalışmasının ön raporuna göre göre Türk erişkin toplumunda diyabet sıklığının %13.7′ye ulaştığı görülmüştür.
Daha önceki çalışmanın aksine kentselde diyabet oranı biraz daha yüksek olmakla birlikte, TURDEP-II çalışmasına göre kentsel ve kırsal diyabet sıklığı arasında çok anlamlı bir fark kalmamıştır.
Bilinen diyabet ve yeni diyabet oranları birbirine yakındır (%45 ve %55).
Diyabet sıklığı erkeklerde kadınlarda hafifçe daha düşük bulunmuş olup kadın ve erkekler arasında çok anlamlı bir fark görülmemiştir.
EKHARF Çalışmasının 1997/98 taramasından 2004/05 yıllarına kadar izlenen kohortuna dair 2009’da yayınlanan verilerine göre, Türkiye’de 35 yaş üstü nüfusta diyabet prevalansı %11, 3 olarak tahmin edilmiş ve bunun 3,3 milyon kişiye karşılık geldiği hesaplanmıştır.
TEKHARF Çalışması 2009′a göre ülkemizde diyabetin artış hızı %6,7 olup bu, diyabetli popülasyonun 10-11 yılda ikiye katlanması anlamına gelmektedir.
Ulusal Hastalık Yükü çalışmasının mortalite verilerine göre diyabet, Türkiye’de ulusal düzeyde ölüme neden olan ilk 10 hastalık arasında %2,2 ile 8.sırada yer almaktadır; cinsiyetlere göre bakıldığında ise erkeklerde 11., kadınlarda ise 7. sırada ölüm sebebidir.
Ülkemizde önemli boyutta hastalık yükü oluşturan bulaşıcı olmayan hastalıklar arasında diyabet önemli bir yer tutmakta olup bu yükün yakın gelecekte daha da artması beklenmektedir;
Türkiye Diyabet Kontrol Programı
T.C. Sağlık Bakanlığı bünyesinde,önceki yıllarda da, diyabetle programlı bir şekilde mücadele etme yaklaşımı paralelinde çalışmalar geliştirilmiş ve yürütülmüştür. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Uluslararası Diyabet Federasyonunun girişimi ile geliştirilen ve 1989 yılında ilan edilen “St.Vincent Bildirisi” bölgemiz için bir diyabet stratejisi belirlemiş ve bu bildiri ülkemiz adına 1992 yılında imzalanmıştır. 1994 yılında Sağlık Bakanlığı önderliğinde “Ulusal Diyabet Programı” adı ile geliştirilen program uygulamaya konmuş, bu kapsamda diyabet poliklinikleri/merkezleri oluşturulup yaygınlaştırılmıştır. St.Vincent Bildirisinin 10. yıldönümüne denk düşen Beşinci Toplantısı 1999 yılında Sağlık Bakanlığı’nın evsahipliğinde İstanbul’da düzenlenmiş ve neticesinde “İstanbul Bildirisi” yayınlanmıştır. Bu süreç 2003 yılında revize edilmiş ve “Ulusal Diyabet-Obezite-Hipertansiyon Kontrol Programı” olarak düzenlenmiştir.
T.C. Sağlık Bakanlığı, 2009 yılı başından itibaren, diyabete yönelik mücadele ve diyabet hastalığının yönetimi politikalarını, DSÖ’nün ilgili strateji ve eylem planlarına paralel ve günümüzün mücadele tekniklerine uygun olarak yeniden düzenleme çalışması başlatmış bulunmaktadır. “Türkiye Diyabet Kontrol Programı” adı altında geliştirilmekte olan ülkemizin resmi diyabet stratejisi beraberinde, aşağıdaki beş ana başlıkta ilgili eylem planları hazırlanmıştır.
1. Diyabetin önlenmesi
2. Diyabetin ve komplikasyonlarının etkin tedavisi
3. Diyabetik yaşam kalitesinin yükseltilmesi
4. Çocukluk çağı diyabetinin kontrolü
5. Diyabet yönetimine destek sağlanan alanlarda güçlendirme
Sağlık Bakanlığı tarafından desteklenen, Sivil Toplum Kuruluşları’nca yürütülen çalışmaların bazıları;
* Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması (TURDEP-II)
* Anketlerin uygulanması Sağlık Bakanlığı personeli tarafından yapılmıştır.
* İleriye Dönük Kentsel ve Kırsal Epidemiyolojik Çalışma Türkiye Ayağı – PURE Çalışması (Prospective Urban and Rural Epidemiological Study: PURE)
* Diyabetik Ayak Tanısı Alan Vakaların Evde Takip Tedavi ve İzlenmesi Projesi – DIAFOOT
* Diyabet 2020: Vizyon ve Hedefler Projesi
* Türkiye Diyabet Kontrol Projesi/Diyabete Siz Yön Verin Kampanyası
* Diyabet ve Obezite Kursu
* Diyabet Sohbetleri Projesi
* Ulusal İnsulin Eğitim Programı
DOMUZ GRİBİNDE 2009’UN BİLANÇOSU 12 BİN ÖLÜ
04 Ocak 2010 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bu yılın son bilançosunu açıklayarak, geçen haftadan bu yana A/H1N1 virüsünden 704 kişinin daha yaşamını yitirdiğini duyurdu…
6 bin 670 kişinin öldüğü, başta ABD ve Kanada olmak üzere Amerika kıtasının hastalıktan en çok etkilenen bölge olduğunu belirten DSÖ, salgının en fazla Orta ve Doğu Avrupa’da olduğunu vurguladı.
DSÖ, Avrupa genelinde ise en az 2 bin 422 kişinin A/H1N1 virüsünden öldüğünü bildirdi. (Dünya / 30.12.2009)
DSÖ: SALGIN SÜRÜYOR, DİZGİNLENMESİ BİR YILI BULABİLİR
04 Ocak 2010 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Dünya Sağlık Örgütü başkanı Dr. Chan, domuz gribi salgınının gerilemeye başladığını söylemek için çok erken olduğunu söyledi…
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) başkanı Dr. Margaret Chan, domuz gribi salgınının gerilemeye başladığını söylemek için çok erken olduğunu belirterek, salgını dizginlemenin daha bir yılı bulabileceğini bildirdi.
Chan, Cenevre’de yayımlanan Le Temps gazetesine verdiği demeçte, hastalığa yol açan A/H1N1 virüsünün ABD, Kanada ve kuzey yarımküredeki diğer bazı ülkelerde doruk noktasına ulaştığını belirtirken, ancak bütün ülkelerde henüz bu noktaya ulaşılmadığını ve hala uzun bir kış dönemi bulunduğuna işaret etti.
DSÖ başkanı, domuz gribi salgınıyla ilgili tedbiri sürdürmeye devam etmek gerektiğini düşündüğünü belirtti.
Kuş gribi virüsü H5N1′in yol açabileceği bir grip salgınına ise dünyanın hazır olmadığını kaydeden Chan, “Hiç tereddüt etmeden söylüyorum: H5N1 türü virüsün yol açacağı bir grip salgınıyla mücadeleye hiç hazır değiliz. Gerçekten dünyanın kuş gribi salgınıyla hiç karşı karşıya kalmamasını umut ediyorum” dedi.
Chan, domuz gribi salgınının 200′den fazla ülkede yayıldığını, laboratuvar tetkikleriyle doğrulanan ölü sayısının yaklaşık 12 bini bulduğunu belirterek, tam ölü sayısının tespitinin büyük olasılıkla iki yılı alacağını ifade etti. (Dünya / 29.12.2009)
DSÖ: DOMUZ GRİBİNDEN ÖLENLERİN SAYISI 11 BİN 516
03 Ocak 2010 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Hastalık, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da zirve yapmış durumda…
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünyada A/H1N1 virüsünün yol açtığı domuz gribi hastalığından geçen nisan ayından bu yana ölenlerin sayının 11 bin 516 olduğunu açıkladı.
DSÖ’den yapılan açıklamada, hastalığın Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da zirve yapmış göründüğü belirtilirken, Asya’da salgında gerileme eğilimi gözlendiği bildirildi.
Açıklamada, ABD ve Kanada’da virüsün hala yaygın bir biçimde görüldüğü, ancak hastaneye kaldırılma ve ölüm vakalarının düştüğü, virüsün hala yaygın bir biçimde bulaşıcı olduğu Avrupa’nın birçok ülkesinde virüsün etkinliğinin zirve yaptığı belirtildi. (Dünya / 24.12.2009)
DOMUZ GRİBİ AŞISI GEÇ GELMEDİ
03 Ocak 2010 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Akdağ, Türkiye’nin aşıya en erken ulaşan ve uygulamaya başlayan ülkelerden biri olduğunu belirtti…
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye’nin Avrupa’daki ülkeler arasında aşıya en erken ulaşan ve uygulamaya başlayan ülkelerden biri olduğunu, dolayısıyla “aşının geç ithal edildiği” iddiasının doğru olmadığını bildirdi.
Akdağ, MHP Hatay Milletvekili Turan Çirkin ve CHP Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, domuz gribi ile ilgili yazılı soru önergelerini ayrı ayrı yanıtladı.
Recep Akdağ, domuz gribi nedeniyle toplam 43 milyon doz pandemik A (H1N1) gribi aşısının teminine yönelik alım bağlantısının yapıldığını bildirdi.
Aşılanması gereken gruplar belirlenirken, pandemik gribe daha sık yakalanan kişiler ile hastalığı ağır şekilde geçirme ve ölümle sonuçlanma ihtimali yüksek olan grupların ön plana alındığını belirten Akdağ, getirilmesi düşünülen aşı miktarının, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ABD Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi (CDC) ve Avrupa Hastalık Korunma ve Kontrol Merkezi (ECDC) gibi salgın ve hastalıklar konusunda deneyimli kurumların önerileri doğrultusunda, Pandemi Bilim Kurulu tarafından belirlendiğini kaydetti.
Domuz gribinde tüm toplumun risk altında olmakla birlikte; 50 yaş altındaki nüfusun hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu belirten Akdağ, “50 yaş altındaki nüfusumuz yaklaşık 58,6 milyondur. 50 yaş üzerinde olup kronik hastalığı bulunanlarla bu sayı yaklaşık 64 milyona ulaşmaktadır” dedi.
Aşı ile ilgili yapılan bağlantının, bir sigorta işlemi olduğunu ifade eden Akdağ, 43 milyon dozun tamamının alınmak zorunda olmadığından, toplam maliyetin temin edilecek aşı miktarına bağlı olacağını bildirdi.
Elde aşı kalmasının söz konusu olmayacağını belirten Akdağ, “Risk grubunda olan kişilerin aşılamaları gönüllülük esasına göre yürütülmektedir. Bakanlığım risk grubunda bulunan vatandaşlarımızı bilgilendirme çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürmektedir” dedi.
“En etkili korunma yöntemi aşılanmadır”
Akdağ, salgının yaygın olduğu dönemde bulunulması nedeniyle dünyadaki genel yaklaşım doğrultusunda, her grip benzeri hastalığı olandan numune alınmadığını belirtti. Akdağ, hastalığın yayılmasını önlemek için hangi tedbirlerin alındığına ilişkin soruya da şu yanıtı verdi:
“17 Aralık tarihi itibariyle, ülkemizdeki laboratuvar teyitli 12 bin 316 pandemik gripli vakası tespit edilmiştir. Grip benzeri hastalık ve poliklinik başvurularına ait istatistikler değerlendirildiğinde; gerçek vaka sayısının çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Halen bütün illerimizde bu hastalık görülmüş durumdadır. Aynı tarih itibariyle 458 vatandaşımız hayatını kaybetmiş bulunmaktadır.
Pandemik A (H1N1) gribine karşı en etkili korunma yöntemi aşılanmadır. Aşılamanın yaygınlığı salgın hızını azaltan en önemli tedbirdir.
El yıkama diğer birçok bulaşıcı hastalıkta olduğu gibi grip hastalığının da kendimize, çocuklarımıza ve yakınlarımıza bulaşmasını engelleyebilir. Ancak bu tedbirin nihai bir tedbir olmadığını, geçici bir korunma aracı olduğunu unutmamak gerekir.
Hasta kişilerle korunmasız temastan kaçınmak, hastayken gerekli olmadıkça ev dışına çıkmamak, gerekirse tıbbi maske kullanmak, öksürük ve hapşırma esnasında tek kullanımlık mendil kullanmak ve mendile ulaşılamayan hallerde kol içine hapşırmak, hastalığın toplumda yayılmasını geciktiren diğer önemli tedbirlerdir.
Bu tür kişisel korunma önlemleri, hastalığın yayılma hızını azaltarak aşılama için zaman kazandırmaktadır.
Ülkemizde 2006 yılından bu yana Ulusal Pandemi Planı çerçevesinde tüm sağlık kurumlarımız gerekli hazırlıklarını yapmış durumdadır.”
Seyahat kısıtlamasına gerek yok
Akdağ, 43 milyon doz pandemik A(HINI) gribi aşısının, hastalıktan en çok etkilenen risk grupları, hastalığın topluma yayılmasında önemli rolü olan öğrenciler ile toplumsal hizmetlerin aksamadan sürdürülmesi için görev yapan kamu personelini aşılayacak miktar olduğunu belirterek, Türkiye’nin Avrupa’daki ülkeler arasında aşıya en erken ulaşan ve uygulamaya başlayan ülkelerden biri olduğunu, dolayısıyla “aşının geç ithal edildiği” iddiasının doğru olmadığını kaydetti.
Salgın tehdidinin ortaya çıktığı Nisan ayından itibaren, hastalığın Türkiye’ye sirayetini engellemek ve yayılımını önlemek için alınan tedbirleri anlatan Akdağ, kamu kurumlarından yurt dışına görevli olarak çıkanlara yönelik bir kısıtlamanın söz konusu olmadığını vurguladı. Akdağ, DSÖ tarafından da herhangi bir seyahat kısıtlamasına gerek olmadığının bildirildiğini kaydetti. (Dünya / 23.12.2009)
DOMUZ GRİBİNDEN EN ETKİLİ KORUNMA YÖNTEMİ
03 Ocak 2010 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Yorumlar Kapalı
Sağlık Bakanı Akdağ’dan açıklamalar Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye’nin Avrupa’daki ülkeler arasında aşıya en erken ulaşan ve uygulamaya başlayan ülkelerden biri olduğunu, dolayısıyla ”aşının geç ithal edildiği” iddiasının doğru olmadığını bildirdi…
Akdağ, MHP Hatay Milletvekili Turan Çirkin ve CHP Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, domuz gribi ile ilgili yazılı soru önergelerini ayrı ayrı yanıtladı.
Recep Akdağ, domuz gribi nedeniyle toplam 43 milyon doz pandemik A (H1N1) gribi aşısının teminine yönelik alım bağlantısının yapıldığını bildirdi.
Aşılanması gereken gruplar belirlenirken, pandemik gribe daha sık yakalanan kişiler ile hastalığı ağır şekilde geçirme ve ölümle sonuçlanma ihtimali yüksek olan grupların ön plana alındığını belirten Akdağ, getirilmesi düşünülen aşı miktarının, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ABD Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi (CDC) ve Avrupa Hastalık Korunma ve Kontrol Merkezi (ECDC) gibi salgın ve hastalıklar konusunda deneyimli kurumların önerileri doğrultusunda, Pandemi Bilim Kurulu tarafından belirlendiğini kaydetti.
Domuz gribinde tüm toplumun risk altında olmakla birlikte; 50 yaş altındaki nüfusun hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu belirten Akdağ, ”50 yaş altındaki nüfusumuz yaklaşık 58,6 milyondur. 50 yaş üzerinde olup kronik hastalığı bulunanlarla bu sayı yaklaşık 64 milyona ulaşmaktadır” dedi.
Aşı ile ilgili yapılan bağlantının, bir sigorta işlemi olduğunu ifade eden Akdağ, 43 milyon dozun tamamının alınmak zorunda olmadığından, toplam maliyetin temin edilecek aşı miktarına bağlı olacağını bildirdi.
Elde aşı kalmasının söz konusu olmayacağını belirten Akdağ, ”Risk grubunda olan kişilerin aşılamaları gönüllülük esasına göre yürütülmektedir. Bakanlığım risk grubunda bulunan vatandaşlarımızı bilgilendirme çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürmektedir” dedi.
-”EN ETKİLİ KORUNMA YÖNTEMİ AŞILANMA”-
Akdağ, salgının yaygın olduğu dönemde bulunulması nedeniyle dünyadaki genel yaklaşım doğrultusunda, her grip benzeri hastalığı olandan numune alınmadığını belirtti. Akdağ, hastalığın yayılmasını önlemek için hangi tedbirlerin alındığına ilişkin soruya da şu yanıtı verdi:
”17 Aralık tarihi itibariyle, ülkemizdeki laboratuvar teyitli 12 bin 316 pandemik gripli vakası tespit edilmiştir. Grip benzeri hastalık ve poliklinik başvurularına ait istatistikler değerlendirildiğinde; gerçek vaka sayısının çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Halen bütün illerimizde bu hastalık görülmüş durumdadır. Aynı tarih itibariyle 458 vatandaşımız hayatını kaybetmiş bulunmaktadır.
Pandemik A (H1N1) gribine karşı en etkili korunma yöntemi aşılanmadır. Aşılamanın yaygınlığı salgın hızını azaltan en önemli tedbirdir.
El yıkama diğer birçok bulaşıcı hastalıkta olduğu gibi grip hastalığının da kendimize, çocuklarımıza ve yakınlarımıza bulaşmasını engelleyebilir. Ancak bu tedbirin nihai bir tedbir olmadığını, geçici bir korunma aracı olduğunu unutmamak gerekir.
Hasta kişilerle korunmasız temastan kaçınmak, hastayken gerekli olmadıkça ev dışına çıkmamak, gerekirse tıbbi maske kullanmak, öksürük ve hapşırma esnasında tek kullanımlık mendil kullanmak ve mendile ulaşılamayan hallerde kol içine hapşırmak, hastalığın toplumda yayılmasını geciktiren diğer önemli tedbirlerdir.
Bu tür kişisel korunma önlemleri, hastalığın yayılma hızını azaltarak aşılama için zaman kazandırmaktadır.
Ülkemizde 2006 yılından bu yana Ulusal Pandemi Planı çerçevesinde tüm sağlık kurumlarımız gerekli hazırlıklarını yapmış durumdadır.”
-SEYAHAT KISITLAMASINA GEREK YOK-
Akdağ, 43 milyon doz pandemik A(HINI) gribi aşısının, hastalıktan en çok etkilenen risk grupları, hastalığın topluma yayılmasında önemli rolü olan öğrenciler ile toplumsal hizmetlerin aksamadan sürdürülmesi için görev yapan kamu personelini aşılayacak miktar olduğunu belirterek, Türkiye’nin Avrupa’daki ülkeler arasında aşıya en erken ulaşan ve uygulamaya başlayan ülkelerden biri olduğunu, dolayısıyla ”aşının geç ithal edildiği” iddiasının doğru olmadığını kaydetti.
Salgın tehdidinin ortaya çıktığı Nisan ayından itibaren, hastalığın Türkiye’ye sirayetini engellemek ve yayılımını önlemek için alınan tedbirleri anlatan Akdağ, kamu kurumlarından yurt dışına görevli olarak çıkanlara yönelik bir kısıtlamanın söz konusu olmadığını vurguladı. Akdağ, DSÖ tarafından da herhangi bir seyahat kısıtlamasına gerek olmadığının bildirildiğini kaydetti. (HaberTürk / 23.12.2009)



