DÜNYA SAĞLIK OTORİTELERİ İSTANBUL’DA BULUŞUYOR
03 Nisan 2013 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Türkiye Yeşilay Cemiyeti Dünya Sağlık Örgütü ile birlikte Türkiye’de alkol politikaları üzerine düzenlenecek ilk sempozyuma ev sahipliği yapıyor. 26-27 Nisan’da gerçekleşecek ve Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Dr. Margaret Chan’ın konuk olacağı sempozyumun açılışına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katılacak…
Türkiye Yeşilay Cemiyeti, giderek yükselen bir halk sağlığı problemi olarak ortaya çıkan alkol tüketimi konusunda gereken sağlık tedbirlerinin alınmasını sağlamak amacı ile 26 – 27 Nisan 2013 Tarihleri arasında “Küresel Alkol Politikaları Sempozyumu” düzenliyor. Sempozyum, 53 Ülkeden Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri başta olmak üzere 1200’ü aşkın konusunda uzman ismi ağırlayacak. Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek sempozyuma Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Dr. Margaret Chan konuk olacak. Türkiye’de uluslararası anlamda ilk kez düzenlenecek olan sempozyumun açılışına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katılacak.
Sempozyum Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı desteği ile gerçekleştirilecek.
Türkiye’de ilk
Alkol politikaları ile ilgili dünyada pek çok sempozyum ve toplantı düzenleniyor. En son 2012 Şubat ayında Tayland’da yapılan Küresel Alkol Politikaları Sempozyumu şu ana kadarki en büyük çaplı uluslararası alkol konferansı olarak kabul ediliyor.
“Küresel Alkol Politikaları Sempozyumu” Türkiye’de bu konuda yapılan ilk uluslararası çalışma özelliğini taşıyacak. Bu yılın Mayıs ayında Hollanda’da, Eylül ayında Kanada’da Ekim ayında ise Güney Kore’de alkol politikaları ve spesifik konular üzerine konferanslar ve toplantılar yapılması planlanıyor.
Halk sağlığı çalışmaları için kılavuz olacak
Sempozyum Türkiye ve dünya siyasetine alkol politikaları önerileri sunmak, alkol politikaları alanında çalışmalar yapan uluslararası aktörlerle bilgi paylaşımında bulunmak ve toplumda alkol tüketiminin zararları ile ilgili farkındalık sağlamayı amaçlıyor.
SAĞLIK PROFESYONELLERİ HALİÇ KONGRE MERKEZİ’NDE BULUŞUYOR
27 Mart 2013 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Haliç Kongre Merkezi, bu kez de sağlık profesyonellerinin buluşma noktası oluyor. Sağlık ve bilişim dünyasının liderlerini bir araya getiren en büyük organizasyon olan 2. Uluslararası Sağlık Bilişim Zirvesi, 28-30 Nisan tarihleri arasında Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşiyor…
İstanbul’un ulusal ve uluslararası toplantı sektörüne profesyonel hizmet veren Haliç Kongre Merkezi; “Sağlıkta İnovasyon” ana teması ile sağlık sektörünün gündemini ve geleceğini belirleyecek olan 2. Uluslararası Sağlık Bilişim Zirvesi sektörün önemli isimlerini ağırlıyor. Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, İngiltere, Almanya gibi dünyanın pek çok ülkesinden beş binin üzerinde sağlık profesyonelinin yanı sıra çok sayıda ziyaretçinin Haliç Kongre Merkezi’ne gelmesi bekleniyor.
Sağlık Bilişim Derneği liderliğinde düzenlenen 2. Uluslararası Sağlık Bilişim Zirvesi; Sağlık Bakanlığı, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu, Kültür ve Turizm Bakanlığı, OHSAD (Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği), İstanbul Medipol Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi desteği ile hayata geçiyor. Uluslararası Sağlık Bilişim Zirvesi’nde Türk siyaset, kamu ve iş dünyasının önde gelen isimleri, sektöre yön veren liderler, akademisyenler, yöneticiler ve kanaat önderleri, sağlık bilişimindeki gelişmelerin sağlık sektörüne getireceği yenilikler, sağlıkta inovasyon ile etkin kaynak kullanımı konularını değerlendirecekler.
Zirve kapsamında Haliç Kongre Merkezi’nde, dünyanın ilk ve tek Dijital Hastane Platformu da kapılarını ziyaretçilerine açıyor. Sağlık bilişimi alanında yeni gelişmeleri ve son teknolojileri tek bir çatı altında toplayan, 1000 m²’lik alanda, gerçek zamanlı çalışan bir hastane kompleksi olan Dijital Hastane Platformu, zirve süresince misafirlerin ziyaretine açık olacak. Sağlık ve bilişim dünyasını buluşturan Sağlık Bilişim Zirvesi kapsamında, bu yıl ikincisi düzenlenecek olan “Altın Stetoskop Ödülleri” de sahiplerini bulacak. Sağlık sektörünün geleceğinin belirleneceği bu önemli zirveye ev sahipliği yapan Haliç Kongre Merkezi, sağlık profesyonellerine destek olmaya devam ediyor.
GÜZELLEŞİRKEN HEM SAĞLIĞINIZDAN HEM DE PARANIZDAN OLMAYIN
25 Mart 2013 HABERmedical
Kategori: Dermatoloji Haberleri, HABERLER, SAĞLIK
Kozmetik sektöründeki baş döndürücü gelişmeler son yıllarda yüzlerce farklı ürünün raflarda yer almasın beraberinde getirdi. Ancak güvenilirliği ve etkinliğinden emin olmadan kullanılan kozmetik ürünler güzelleşmek bir yana, ciddi sağlık sorunlarına bile neden olabiliyor…
Bir süre önce Sağlık Bakanlığı tarafından da güvenilir olmadıkları gerekçesiyle toplatılarak mercek altına alınan kozmetik ürün kirliğiyle ilgili Liv HOSPITAL Dermatoloji Bölümü Uzmanı Doç. Dr. Gonca Gökdemir, “Güzelleşmek isterken hem sağlığınızdan hem de paranızdan olmayın. Doğru ve güvenli olmayan kozmetik ürünler, ciddi sağlık sorunlarına yola açabiliyor. Kozmetik ürün kullanmadan önce mutlaka bir dermatoloğa danışarak karar verin” diyor.
Yanlış kozmetik cildi bozuyor
Yanlış kozmetik ürün seçiminin ciddi alerjik reaksiyon, akne, egzama ve renk değişikliği gibi yan etkilere neden olabileceğine dikkat çeken Doç. Gökdemir “Cilt tipi, yaş ve yaşam koşulları ürün seçiminde büyük önem taşıyor. Kozmetik ürün yalnızca yüze sürülen ürün değildir, makyaj malzemeleri, saç boyaları, parfüm, tırnaklar için kullanılan birçok ürünün de kozmetik olduğunu unutmamak gerekli. Kozmetik ürünlerden gerçek anlamada faydalanabilmek için kişisel ihtiyaçların bir uzman tarafından belirlenmesi gerek. Kişinin cildinin çok hassas olduğu durumlarda daha tedaviye yönelik kozmetik ürünler kullanması gerekir. Bu tip dermo kozmetik ürünler ise mutlaka bir dermatolog tarafından önerilmeli rastgele satın alınarak kullanılmamalıdır” diyor.
Kozmetik ürünlerin içerdiği maddelere dikkat
Kozmetik ürünlerin içinde en fazla alerjik reaksiyon; koku maddeleri, paraben ve katernium15 gibi koruyucu ve boyar maddeler neden oluyor.
Dermo-kozmetik ürünler hangi durumlarda kullanılmalı
Hassas cilt tipine sahip olanlar
Alerjik ve cilt egzamalarına eğilimli kişiler
Tahriş egzaması olanlar
Kuru veya yağlı cilt tipleri
Akne problemi olanlar
Güneşe karşı hassasiyeti olan kişiler
YERYÜZÜ DOKTORU PROF. DR. ETHEM GÜNEREN’E PLAKET
15 Mart 2013 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Sağlık Bakanlığı, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Üniversite Hastaneleri Birliği ve Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği ile bir tören düzenledi. Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan törende, dünya üzerinde ihtiyacı olan her coğrafyaya şifa ulaştıran Yeryüzü Doktorları Derneği adına hizmetlerinden ötürü Prof. Dr. Ethem Güneren’e teşekkür plaketi verildi…
14 Mart Tıp Bayramı Dolayısı ile dün Haliç Kongre Merkezi’nde sağlık çalışanları ve sağlık alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının da yer aldığı geniş katılımlı bir etkinlik düzenlendi. Sağlık Bakanlığının düzenlediği ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün ev sahipliğini yaptığı törende yurt dışında gönüllü hizmetlerde bulunan sağlık çalışanlarına da birer teşekkür plaketi verildi. Yeryüzü Doktorları Derneği’nden Prof. Dr. Ethem Güneren’e plaketini Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu takdim etti.
Programın açılış konuşmasını İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Ali İhsan Dokucu yaptı. Dokucu, 14 Mart Tıp Bayramı’nın altında Milli Mücadele Yıllarında Tıbbiye öğrencilerinin direniş ruhunun yattığını anlattı. Etkinlikte Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, AK Parti Adana Milletvekili ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Necdet Ünüvar, İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Ali İhsan Dokucu, Üniversite Hastaneleri Birliği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökay Çetinsaya, Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği Başkanı Op. Dr. Reşat Bahat birer konuşma yaptılar.
Sağlık çalışanlarının ortak sorunlarının ve çözüm önerilerinin de konuşulduğu geceye gönüllü sağlık çalışanları ve başarıları damgasını vurdu. Birçok zorlu koşulda dünyanın her yerine sağlık hizmeti götüren doktorlar, Tıp Bayramı vesilesi ile ödüllendirildi.
O Bir Yeryüzü Doktoru
Prof. Dr. Ethem Güneren, Yeryüzü Doktorları Yönetim Kurulu Üyesi, ancak görevi bununla sınırlı değil. Derneğin, Genel Sekreteri ve Gülümseyen Çocuklar Projesi Koordinatörü. Güneren, aynı zamanda, Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana bilim Dalı Başkanlığını yürütüyor. Kısaca Güneren, dünya üzerinde en temel sağlık sisteminden bile yoksun insanlara hizmet götüren bir “Yeryüzü Gönüllüsü”. Dünyanın birçok bölgesinde doğuştan damak dudak yarığından muztarip çocukları gülümsemelerine kavuşturan Güneren, Filistin, Yemen, Suriye, Lübnan, Katar, Azerbaycan, Somali, Moritanya ve Sudan’da 19 proje gerçekleştirdi. Projelerde sadece plastik cerrahi alanında 5.000 hasta muayenesi ve 600 ameliyata imza attı.
OKMEYDANI’NA YENİ HASTANE BÖYLE OLACAK
13 Mart 2013 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul’u muhtemel bir depreme hazırlayabilmek amacıyla oluşturulan İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP) kapsamında yıkılıp yeniden yapılıyor…
İçerisinde hastaların ihtiyaçlarını karşılayabileceği mağazaların yer alacağı yeni Okmeydanı Hastanesi, ultra-modern olarak inşa edilecek. Gelecekte her türlü değişim ve gelişime açık olarak tasarlanan hastanenin Avrupa’da bile örnekleri az bulunuyor.
İstanbul’un simge hastanelerinden Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi yıkılıp yeniden yapılıyor. Gelecekte her türlü değişim ve gelişime açık olarak tasarlanan hastanenin Avrupa’da bile örnekleri az bulunuyor. İçerisinde hasta ve ziyaretçilerinin ihtiyaçlarını karşılayabileceği mağaza, çalışan personel için kreşin de yer alacağı yeni hastane, ultra-modern olarak inşa edilecek. Sismik izolasyon teknolojisi ile yapılacak 1000 yataklı yeni hastanenin inşaatı Mayıs ayında başlıyor.

5 yıldızlı otel konforunda oda
Genel hizmet hastanesi olarak planlanan yeni hastanenin tek ve çift kişilik tüm odaları 5 yıldızlı otel konforunda olacak. Odalar, Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan nitelikli hasta odası tanımına uygun olarak içinde tuvaleti, banyosu, en fazla iki hasta yatağı, televizyonu, telefonu, yemek masası, etajeri ve yatılabilen refakatçi koltuğu bulunacak şekilde yapılacak.
Leed Gold (Yeşil Bina) Sertifikasına aday ilk kamu hastanesi olacak Okmeydanı E.A.H. deprem anında ve hemen sonrasında kesintisiz hizmet verecek.
Hastanenin yeniden yapım finansmanı için geçtiğimiz yıl Hazine Müsteşarlığı ile İslam Kalkınma Bankası arasında 158 milyon 930 bin Avro tutarında fon anlaşması imzalanmıştı. İslam Kalkınma Bankası’ndan sağlanan bu fon Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yeniden yapımında kullanılacak.
Yıllık 1 milyon 500 bin ayakta ve 50 bin yatan hastaya hizmet verecek yeni hastane, olası bir depremin ardından kesintisiz hizmet verebilecek şekilde sismik izolasyon tekniği ve akıllı bina teknolojisiyle inşa edilecek.
İki aşamada yapılacak yeni hastane, mevcut hastanenin işleyişi kesintiye uğramadan inşa edilecek. Yıkım işlemi sırasında işleyişin etkilenmemesi için yıkım bölüm bölüm yapılacak. Bu nedenle hastanenin tamamen yenilenmesi normale göre daha uzun bir süre ile 5 yılı bulacak.


Kendi elektriğini üretecek
Enerji tasarruf sistemleri ile donatılacak hastane, tri-jenerasyon merkezi ile kendi elektriğinin önemli bir kısmını doğalgazdan üretebilecek. Açığa çıkan ısı enerjisi ile de hastanenin ısıtılması ve soğutulması sağlanarak işletme maliyetleri asgariye düzeyde tutulacak.
Mevcut Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin toplam kapalı alanı 55 bin metrekare iken yeni yapılacak hastanenin toplam kapalı alanı 250 bin metrekare olarak planlanıyor. Acil durumlarda ihtiyaca cevap verebilmek amacıyla mevcutta bin 300 metrekare olan acil servis alanı 10 bin metrekareye çıkarılacak. Toplam ameliyathane sayısı ise mevcut hastanede 17 iken yeni hastanede 28 olacak.


İPKB, OKMEYDANI EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ’Nİ YENİDEN YAPIYOR
12 Mart 2013 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER, Sağlık Grupları Haberleri
İstanbul İl Özel İdaresi İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB), Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi’ni İslam Kalkınma Bankası’ndan sağlanan 158 milyon 930 bin Avro fon ile muhtemel bir depreme hazırlayabilmek amacıyla oluşturulan İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP) kapsamında yıkılıp yeniden yapılıyor…
Hastanenin tanıtım toplantısı İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Ali İhsan Dokucu, İPKB Direktörü K. Gökhan Elgin, İslam Kalkınma Bankası’ndan Dr. Bassier Sallam, Sadık M. Teyeb ve Mimar Türker Köksal katılımıyla gerçekleştirildi.
İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Al İhsan Dokucu, 14 büyük kamu hastanesinden biri olan Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Mayıs ayı itibarıyla inşaatının başlayacağını söyledi. Yeni hastanenin yapım aşamasında sağlık hizmetlerinin hiçbir aksama olmadan devam edeceğini belirten Dokucu, “Bu yıl İstanbul, sağlık alanında tarihi günlere tanıklık edecek” dedi. İPKB’nin yeni hastanelerin yeniden yapımı ve güçlendirilmesi için 1.5 milyar TL’lik bir kaynak aktaracağını dile getiren Dokucu, “Merkezden dışarıya doğru geçişi başlattık. Yeni sağlık alanları geliştirmek için merkeze sıkışmış olan sağlık merkezlerini şehrin dışını taşımaya başladık” diye konuştu.
Projenin Mimarı Türker Köksal ise yeni hastanenin gelecekte her türlü değişim ve dönüşüme uygun olarak tasarlandığını belirterek, ”Avrupa’da bile örnekleri az bulunan ultra modern bir hastane yapıyoruz” dedi.
İhalesi Nisan’da Tamamlanacak
Sismik izolasyon teknolojisi ile yapılacak 1000 yataklı yeni hastanenin yapım ihalesi Nisan ayında tamamlanıyor. Hastanenin yeniden yapım finansmanı için geçtiğimiz yıl Hazine Müsteşarlığı ile İslam Kalkınma Bankası arasında 158 milyon 930 bin Avro tutarında fon anlaşması imzalanmıştı. İslam Kalkınma Bankası’ndan sağlanan bu fon Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yeniden yapımında kullanılacak.
Yıllık 1 milyon 500 bin ayakta ve 50 bin yatan hastaya hizmet verecek yeni hastane, olası bir depremin ardından kesintisiz hizmet verebilecek şekilde sismik izolasyon tekniği ve akıllı bina teknolojisiyle inşa edilecek.
Leed Gold (Yeşil Bina) Sertifikasına aday ilk kamu hastanesi olacak Okmeydanı E.A.H. deprem anında ve hemen sonrasında kesintisiz hizmet verecek.
Genel hizmet hastanesi olarak planlanan yeni hastanenin tek ve çift kişilik tüm odaları Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan nitelikli hasta odası tanımına uygun olarak içinde tuvaleti, banyosu, en fazla iki hasta yatağı, televizyonu, telefonu, yemek masası, etajeri ve yatılabilen refakatçi koltuğu bulunacak şekilde yapılacak.
İşleyiş kesintiye uğramıyor
İki aşamada yapılacak yeni hastane, mevcut hastanenin işleyişi kesintiye uğramadan inşa edilecek. Enerji tasarruf sistemleri ile donatılacak hastane, tri-jenerasyon merkezi ile kendi elektriğinin önemli bir kısmını doğalgazdan üretebilecek. Açığa çıkan ısı enerjisi ile de hastanenin ısıtılması ve soğutulması sağlanarak işletme maliyetleri asgariye düzeyde tutulacak.

Mevcut Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin toplam kapalı alanı 55 bin metrekare iken yeni yapılacak hastanenin toplam kapalı alanı 250 bin metrekare olarak planlanıyor. Acil durumlarda ihtiyaca cevap verebilmek amacıyla mevcutta bin 300 metrekare olan acil servis alanı 10 bin metrekareye çıkarılacak. Toplam ameliyathane sayısı ise mevcut hastanede 17 iken yeni hastanede 28 olacak. Hastanesinin 5 yılda bitirilmesi hedefleniyor.
HER ZAMAN HER YERDE ANNE SÜTÜ
09 Mart 2013 HABERmedical
Kategori: SAĞLIK
Sağlık Bakanlığı, ‘Anne Sütü Bankaları’ açmaya hazırlanıyor. Bağışlanacak sütler saklanıp ihtiyaç duyan bebeklere verilecek. Bir bebeğe kendi annesinin sütü yetmediğinde pastörize edilmiş banka sütü kullanmanın en iyi beslenme yöntemi olduğunu söyleyen Liv HOSPITAL Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. İpek Akman, “Bu işlem sırasında donörün kimliği yani anne sütü bağışçısının kimliği sütü kullanacak olan bebeğin ailesine bildirilir. Çünkü ileride süt kardeşliği gibi bir durum oluyor. Psikolojik ve dini açıdan süt kardeşlerinin evlenmesi sakıncalı olarak görüldüğünden bağış yapan kişinin ismi bilinir ve tercihen de bağışı yapan kişinin bebeği erkekse bu sütü kullanacak prematüre bebeğin de erkek yani aynı cinsten olmasına dikkat edilir. Bu dini ve psikolojik olarak hem veren hem de sütü kullanan açısından psikolojik rahatlık sağlar” diyor.
Anne sütünün faydaları saymakla bitmiyor. Bebeği astım, obezite, diyabet gibi hastalıklardan koruyor ve doğum sonrası anneyi rahim kanama, meme ve yumurtalık kanseri risklerini azaltıyor. Dünya Sağlık Örgütü tüm bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü ile belenmesini, 2 yaşına kadar da ek gıdalarla birlikte emzirmenin sürdürülmesini öneriyor. Hiç kuşku yok ki anne sütü hem prematüre hem de zamanında doğmuş bebek için en ideal besin. Anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayan ve sindirimi kolay bir besin olmasının yanında bağışıklık sistemini güçlendiren antikorlar ve hücreler de içeriyor. Üstelik hiçbir formül mamada bu antikorlar ve bağışıklık hücreleri de bulunmuyor.
Banka sütü özellikle prematürelerde, çoğul gebeliklerde, alerji problemi olan, tartı alamayan bebeklerde, cerrahi geçirmiş bebeklerde kullanılıyor. Anne sütüyle AİDS virüsü (HIV) ve sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonları bulaşabileceğinden pastörize edilmemiş sütler bebeklere verilmemelidir. Anne sütü vericileri CMV, HIV, HBV, ve HCV enfeksiyonları için taranmalı ve taramalar süt bağışı sürdüğü müddetçe 3 ayda bir tekrarlanmalıdır. Anne sütü biyolojik bir ürün olduğu için vericiler kan bankasına bağış yapan kişiler gibi sıkı bir şekilde taranırlar. Ayrıca süt vericilerinin sigara, alkol ve ilaç kullanmaması gerekir. Süt bankası anne sütüne Holder pastörizasyonu uygular. Anne sütü 30 dakika süreyle 63 dereceye kadar ısıtılır, bu sürenin sonunda hızla soğutularak (3.75 C/dk) 10 derecenin altına getirilir. Böylelikle anne sütü 15- 45 derece arasında çok kısa bir süre kalır ve bakteri üreme riski azalır. Anne sütü pastörize edildikten sonra dondurulur ve istek yapan hastanelere donmuş şekilde transfer edilir. Banka sütü kullanılmadan önce süt verilecek bebeğin ailesinden yazılı onay alınmalıdır.
Pastörize edilmesi gerekir
Pastörizasyon işlemi ile sütte bulunabilecek tüm virüsler ölür. Bu işlem ne yazık ki sütteki bazı bağışıklık hücrelerinin (lenfosit) ölmesine, antikor miktarının yaklaşık olarak yüzde 25 azalmasına ve sindirime yardımcı enzimlerin aktivitelerinin kaybına yol açar. Sütün besin değerinde ise bir değişiklik olmaz. Tüm bunlara rağmen banka sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyonlar formül mama ile beslenenlerden daha az görülür. Kendi annesinin sütünü alamayan bebekler için pastörize edilmiş banka sütü en iyi alternatiftir.
İlk süt bankası Viyana’da kuruldu
Tarihte süt anneliğinin çok eski zamanlara dayandığı biliniyor. M.Ö. 2250 yılındaki Hammurabi yazıtlarında süt anneden bebeğe fiziksel, duygusal ve zihinsel özellikler geçebileceği, bu nedenle süt anne seçiminin çok dikkatli yapılması gerektiği belirtilmiş. 13. yüzyılda süt anneliği en iyi gelir sağlayan mesleklerden biri olmuş. İlk süt bankası 1909 yılında Viyana’da açılmıştır, bunu pek çok ülkedeki bankalar izlemiş. 1985’te Kuzey Amerika’da Anne Sütü Bankası Derneği kurulmuş (HMBANA) ve bankaların standardizasyonu sağlanmış. Avrupa’daki süt bankalarının oluşturduğu ağa ise HUMANE adı verilmiş. 1980’li yıllarda başlayan AİDS epidemisi pek çok bankanın kapanmasına yol açmış. Günümüzde enfeksiyonlara karşı güvenlik önlemlerinin artmasıyla konu tekrar gündeme geldi.
Anne sütünün faydaları
* Anne sütü bebek için en doğal ve ideal besindir.
* Bebeğin ilk 6 aydaki (D vitamini hariç) tüm besin ihtiyacını karşılar.
* Her zaman hazır, temiz ve uygun ısıdadır.
* Doğumdan sonra gelen sarı süt (Kolostrum) taşıdığı antikor ve bileşimiyle bebeğinizi hastalıklara karşı korur, bağışıklık sisteminin gelişmesini kolaylaştırır.
(Örneğin ishal, zatürre, orta kulak iltihabı, alerjik hastalıklar görülme riski azalır.)
* Anne sütünün sindirimi kolaydır. Anne sütü alan bebeklerde pişik, karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür.
* Anne sütü ile beslenen bebeklerde ileri yaşlarda gelişebilecek şeker hastalığı, astım, alerjik hastalıklar, obezite, koroner kalp hastalıkları gibi kronik hastalıların oluşma riskinin daha az olduğu görülmüştür.
* Anne sütü tüm organ ve sistemlerin büyümesini düzenleyen büyüme faktörü içerir.
* Emzirme bebeğin diş ve çene sağlığı için yararlıdır.
* Anne sütü bebeğin ruhsal, bedensel ve zeka gelişimine yardımcı olur.
* Anne sütü, anne ile bebek arasındaki psikolojik bağı kuvvetlendirir, doğal bir sakinleştiricidir.
Emzirmenin anneye yararları
* Rahmin daha kısa sürede toparlanmasını sağlar.
* Erken emzirmeyle doğum sonrası kanamalar çabuk kesilir.
* Memelerde şişme, iltihaplanma olmaz; anne lohusalık dönemini rahat geçirir.
* Emziren annelerde meme ve rahim kanserine yakalanma riski daha azdır.
* Menopoz sonrası kalça kemiği kırığı riskini azaltır.
* Hamilelik döneminde oluşan fazla kiloları daha kolay verirler.
ALINAN HER KİLOYLA KISIRLAŞIYORUZ
27 Şubat 2013 HABERmedical
Kategori: SAĞLIK
Türkiye’de erkeklerin yüzde 21’ini kadınların ise yüzde 42’sini tehdit eden obezite kısırlık nedenleri arasında yer alıyor. EuroFertil Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, çocuk sahibi olamayan çiftlerde incelenen noktalardan birinin kilo problemi olduğunu söyleyerek, “Obezite adet düzensizliğinin yanı sıra yumurtlama problemine sebep oluyor. Dolayısıyla doğal yolla gebelik oluşmasını engelliyor” dedi…
OBEZİTE KISIRLIK NEDENLERİNİN BAŞINDA GELİYOR
Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı ‘Obezite ile Mücadele Eylem Planı’ batılı ülkelerin sorunu olarak bilinen aşırı şişmanlık hastalığının Türkiye’de de ciddi boyutlara ulaştığını bir kere daha gösterdi. Türkiye’de erkeklerin yüzde 21’ini kadınların ise yüzde 42’sini tehdit eden obezite pek çok hastalığı da beraberinde getiriyor. Yaşadığımız çağın koşullarında sıkça karşımıza çıkan kısırlık ise obezitenin tetiklediği sorunlar arasında üst sıralarda yer alıyor. EuroFertil Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, çocuk sahibi olamayan çiftlerde incelenen noktalardan birinin kilo problemi olduğunu söyleyerek, “Obezite adet düzensizliğinin yanı sıra yumurtlama problemine sebep oluyor. Dolayısıyla doğal yolla gebelik oluşmasını engelliyor” dedi.
FAZLA YAĞ HÜCRESİ OSTROJEN DENGESİNİ BOZUYOR
Fazla sayıdaki yağ hücresinin östrojen dengesini bozduğunu, yüksek miktardaki östrojenin ise yumurtlamayı engellediğini ifade eden Dr. Özörnek, şu bilgileri verdi: “Yüksek vücut kütle indeksi lokal endokrin ve metabolik bozukluk yaparak küçük yani olgunlaşma problemi olan yumurta gelişimesine sebep olur. Artan kilo ile gelişen hiperandrojenizm (vücutta testosteron gibi erkeklik hormonlarının artması) ve yumurtlama bozukluğu doğal gebelik şansını düşürür. Gebe kalmak için en ideal vücut kütle endeksi 21 – 29 dur. Yapılan çalışmalarla obez kadınların yüzde 5 oranında kilo kaybetmesiyle adet düzensizliği vakaların yüzde 60’ında bu problemin ortadan kalktığı ve adetlerin tekrar düzene girdiği belirlenmiştir.”
ŞİŞMAN ERKEKLER DE TEHLİKEDE
Dr. Özörnek şişmanlığın sadece kadınları değil, erkekleri de etkilediğine dikkat çekti. Yapılan çalışmaların şişman erkeklerin sperm kalitelerinin düştüğünü belirten Dr. Özörnek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yapılan çalışmalarda şişman erkeklerde sperm kalitesinde düşüklükler olduğu tespit edilmiştir. Normalde erkeklerde yağ dokusundan ostrojen hormonu az miktarda salgılanmaktadır. Obez erkeklerde yağ dokusunda testesteronun östrojene dönüşmesi artar ve dolayısıyla testesteron azalır ve buna bağlı olarak da sperm kalitesi düşer. Fazla kilosu olan erkeklerde hormon düzensizlikleri ideal kiloya sahip olanlara göre daha yüksektir.”
Tüp bebek yaptıracak hastalarda ise obezite yumurtalık cevabını azaltır, yüksek doz ilaca gereksinim olur, tedavi süresini uzatır, gelişen yumurta sayısı azdır ve tedavinin yarıda kalma ihtimalini arttırır. Obez insanların bebeklerinde genetik anormallik ihtimali arttığı için, düşük olasılığı artar. Tüm bunların yanında gebelik komplikasyonlarını arttırır, kısaca sağlıklı canlı doğum oranını azaltır.
Gebelik planlayan bir bayanın meyve, sebze, karbonhidrat ve etin dengede olduğu bir diyet uygulamasını öneren Dr. Hakan Özörnek, bunun yanı sıra günlük kalori alımının normal vücut kilosunu koruyacak şekilde ayarlanması gerektiğini ifade etti.
TÜRKİYE OKUL SÜTÜ PROGRAMI DÜNYAYA ÖRNEK OLUYOR
26 Şubat 2013 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Uluslararası Sütçülük Federasyonu’nun (IDF) Güney Kore temsilcileri ülkemiz süt sektörü ve Türkiye’nin Okul Sütü Programı hakkında bilgi edinmek için İstanbul ve Ankara’da temaslarda bulundu. IDF, süt sektörünün Dünya Sağlık Örgütü (WHO), BM Uluslararası Gıda Standartları Komisyonu (CODEX) ve Uluslararası Standartlar Teşkilatı (ISO) gibi kuruluşlarda temsil edilen en önemli küresel kuruluşlarından biri olarak tanınıyor…
Dünyadaki en güçlü sektör federasyonlarından biri olan ve dünya süt üretiminin yüzde 86′sını temsil eden IDF’in Güney Kore temsilciliğinden görevlendirilen bir grup uzman ülkemiz süt sektörünü ve Türkiye’deki Okul Sütü Programı’nı incelemek için Ulusal Süt Konseyi’ni ziyaret etti. Aralarında Güney Kore Süt Konseyi, Güney Kore Gıda, Tarım, Orman ve Balıkçılık Bakanlığı ve Güney Kore Eğitim Bakanlığı’ndan üst düzey yetkililerin yer aldığı heyet, Ulusal Süt Konseyi genel merkezinde yapılan toplantıda Okul Sütü Programı’nın işleyişi hakkında sorular sorup, notlar aldı.
Ulusal Süt Konseyi’nden sonra Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’nı da ziyaret eden uzmanlar, Türkiye’deki Okul Sütü Programı’nın geniş kapsamlı bir uygulama olduğunu ve dünyadaki iyi örnekler arasında yer aldığını belirtti. IDF heyeti İstanbul’da bulunan bir süt üretim tesisini de ziyaret ederek incelemelerde bulundu.
Ulusal Süt Konseyi Başkanı Harun Çallı, IDF heyetinin ziyaretini şöyle değerlendirdi:
“Ulusal Süt Konseyi 2011 yılında üyesi olduğumuz ve alanında en büyük organizasyon olan Uluslararası Sütçülük Federasyonu’na (IDF) üyeliğimiz ile ülkemiz süt sektörünü uluslararası platformda temsil etmekteyiz. Ayrıca, IDF tarafından her yıl farklı bir üye ülkede gerçekleştirilen Dünya Süt Zirvesi’ne ev sahipliği yapma yönündeki girişimlerimiz geçen yıl sonuç vererek 2017 zirvesinin İstanbul’da yapılmasına karar verilmiştir.”
Uluslararası Sütçülük Federasyonu
Dünyadaki en güçlü sektör federasyonlarından biri olan IDF, 56 üye ülkesi ile dünya süt üretiminin %86’sını temsil etmektedir. Çiftlikten sofraya süt ve süt ürünleri konusunda uzman, küresel, bilimsel ve ticari olmayan organizasyonun en önemli görevleri arasında, uluslararası organizasyonlar, hükümetler ve kanun yapıcılara bilimsel temele dayanan bilgi sağlamak yer almaktadır. Bu özelliğiyle, sektörle ilgili uluslararası mevzuatın oluşmasında çok etkin bir konuma sahip olan federasyon, bağlantıda olduğu 1200 uzman ile süt sektörünün öncelikli projeleri için bilimsel çalışmalar yürütmektedir. Federasyon çalışmalarına 17 ayrı komite ile devam etmektedir.
Ulusal Süt Konseyi
Ulusal Süt Konseyi, süt sektöründe piyasa ve fiyat istikrarının sağlanması için piyasa koşulları göz önünde bulundurularak gerekli çalışmaları yapmak ve tüketici bilincinin geliştirilmesini sağlamak amacıyla 2009’da kurulmuştur. Süt üreticilerinin ve sanayicilerin oluşturdukları birlikler, dernekler, kooperatifler, süt ile ilgili çalışmalar yapan araştırma ve eğitim kurumları, meslek odaları, tüketici örgütleri ile kamu kurum ve kuruluşlarının bir araya gelmesi ile oluşmuş bir sivil toplum kuruluşudur.
Süt sektörünün yıllardır ihtiyaç duyduğu, sektörün en üst düzeydeki çatı örgütü konumunda olan Ulusal Süt Konseyi bünyesinde; üreticiler, sanayiciler, kamu kurumları, süt sektörü ile ilgili sivil toplum kuruluşları ve süt sektörünün tüm paydaşlarını barındırmaktadır. Konsey, kısa bir süre içerisinde sektörün sorunlarının çözümleri için önemli kararlar almış ve bu kararların uygulanması için gerekli adımları atmaya başlamıştır.
Ulusal Süt Konseyi, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle 2012 yılı Mayıs ayında başlayan ve 2013 yılı Şubat ayı itibariyle 30 bin 885 okulda yürütülecek olan Okul Sütü Programı’nın resmi proje paydaşları arasında yer almaktadır.
RESTORAN SEÇERKEN TUVALETİNE BAKIN!
18 Şubat 2013 HABERmedical
Kategori: Genel Haberler, HABERLER
Gıda güvenliği alanında dünyanın en büyük mesleki organizasyonu olan IAFP – Uluslararası Gıda Koruma Birliği ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı işbirliğinde, 28 meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşunun desteğinde 14 – 15 Mayıs 2013 tarihleri arasında Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi’nde dördüncüsü düzenlenecek olan Gıda Güvenliği Kongresi’nin Başkanı Samim SANER, gıda güvenliği alanında bir çok konunun konuşulduğu, ancak en önemli konunun gıda zehirlenmeleri olduğu hususunda tüketicileri uyardı. Saner gıda zehirlenmelerinden korunmak için dışarıda yemek yediğimiz yerler konusunda çok titiz ve seçici olunması gerektiğini vurguladı…
Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, tüketicilerin restoran seçiminde sadece yemeklerin lezzetine ve restoranın görünüşüne göre karar verdiklerini, ancak gerçekte yediğimiz yiyeceklerin güvenilir ve sağlığımızı bozmayan bir yapıda olmasının önemli olduğunu vurguladı.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde her yıl ortalama 9000 gıda zehirlenmesi yaşanıyor. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa tıp Fakültesi verilerine göre ise bir yıl içinde 11 834 gıda kaynaklı hastalık vakası kayda geçirildi. Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner tüketicilerin dışarıda yemek yerken gıda zehirlenmesinden korunmaları için restoran seçiminde dikkat etmeleri gereken noktaları özet olarak sıraladı.
Tüketicilerin öncelikle girilen restoranın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na kayıtlı olup olmadığını sorgulamalarını; kayıtlı olmayan restoranlarda kesinlikle yemek yenilmemesini önerdi. Saner restoran seçiminde çok önemli bir kritik noktanın ise restoranın tuvaleti olduğuna dikkat çekerek; tuvaleti pis olan, tuvalet kağıdı ve sıvı sabun bulunmayan bir yerde hijyenden bahsetmenin mümkün olmadığını ve üretilen gıdaların sağlığı bozma riski taşıdığının altını çizdi. Samim Saner şüpheye düşüldüğünde tüketicinin “mutfağınıza bakabilir miyiz?” diye sormasının da önemini belirtirken; dağınık ve hijyenik olmayan bir mutfak ortamında güvenilir bir yiyeceğin üretilemeyeceğinin altını çizdi.
Saner severek yenilen önemli yiyeceklerden olan salataların da çeşitli mikrop ve virüsleri içermesi olasılığı olduğunu, bu nedenle güvenilmeyen yerlerde asla salata tüketilmemesini önerdi. Uygun koşullarda dezenfekte edilmeyen salataların başta bulaşıcı sarılık, tifo gibi çeşitli hastalıklara davetiye çıkardığını söyleyen Saner, şüphe edilen durumlarda tüketicilerin salataların mutfakta nasıl dezenfekte edildiğini sormasını ve salata dezenfektanı kullanıldığından emin olunmasını önerdi.
Köfte gibi riskli gıdaların içerebileceği zararlı mikroorganizmaların ancak iyi pişirme ile yok olacağını belirten Saner bu tip riskli ürünlerin içinin kırmızı kalmayacak, ancak dışında da yanma oluşmayacak şekilde pişmiş olmasına dikkat edilmesini önerdi.
Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, pasta ve soğuk tüketilen şarküteri tabaklarında servis edilen ürünlerde mikroorganizmaların ürememesi için soğuk bir şekilde servis edilmiş olmasının çok önemli olduğunu belirtti.
Bu kurallara uygun olmayan yerlerde gıda tüketmenin büyük bir sağlık riski taşıdığının altını çizen Saner, uygun olmayan yerlerin ALO 174’e bildirilmesinin ve sonucunun takip edilmesinin ülkemizde gıda güvenliğinin gelişmesi için çok önemli bir vatandaşlık görevi olduğunu vurguladı.





