TÜRKİYE'NİN MEDİKAL HABER PORTALI

‘SAĞLIK BİLİŞİM ZİRVESİ’ İSTANBUL’DA YAPILACAK

26 Nisan 2011 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Sağlık Bilişim ZirvesiSağlık Bilişim Zirvesi Avrupa ve Türkiye’de ilk defa 13-14 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul’da Haliç Kongre Merkezinde yapılacak. ‘Bilişimle Yeşeren Sağlık’ sloganıyla, Sağlık Bilişim Yöneticileri ve Akademisyenleri Derneği’nin gerçekleştirdiği bu zirveye, Sağlık Bakanlığı, SGK, İl Sağlık Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve OHSAD destek veriyor…

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın da davet edildiği zirveye, sektörde aktif olarak görev alan başhekimler, başhekim yardımcıları, hastane müdürleri, IT yöneticileri, başhemşireler ve yardımcıları ile üniversitelerde, birçok değerli projede yer almış akademisyenler de katılacak.

Zirvenin ana teması, Green IT ile oluşturulan Green Healthcare ve Cloud Computing mimarisinin sağlık sektörüne getirdiği enerji tasarrufu ile bilişimdeki gelişmelerin sağlıktaki uygulamaya dönük yararlarından oluşmakta.

Aynı zamanda SABİYAP, Dünyada ilk defa ‘Sağlık Bilişim Zirvesi’ nde 1500m² lik bir alanda ‘Yeşil Dijital Hastane Platformu’nu katılımcıların ilgisine sunacak. Dijital Hastane Platformu bugüne kadar çeşitli yerlerde uygulanan ve uygulanması planlanan, gelecek sağlık teknolojilerini ve konseptlerini tek bir çatı altında toplayarak gerçek zamanlı ve bütünleşik olarak işleyen bir hastane kompleksi.

Dijital Hastane Platformu içerisinde, Sağlık, Bilişim, Mobilite, Biyomedikal, Telekomünikasyon ve Enerji sektöründeki en son teknolojik cihaz ve sistemleri, birbirleri ile entegre olarak çalışacak şekilde katılımcılara sunulacak.

Global anlamda sağlık ve bilişim sektöründeki gelişmelerin ülkemizde de uygulanabilmesi adına gerçekleştirilen ‘Sağlık Bilişim Zirvesi’, bilişimin gücünü sağlıkta en yararlı şekilde uygulamak için oluşturulacaktır. Sistemler ve paylaşılacak konularla birlikte güven, hız ve tasarruf başlıkları ile sağlık bilişim teknolojilerinin tüm hastanelerde uygulanması amaçlanıyor.

Sağlık Bilişim Zirvesi ile, ‘Bilişimle Yeşeren Sağlık’ sloganıyla yola çıkarak hastanelerin yeşil bilişim altyapısından yararlanacak şekilde, yeşil konsept konularını işleyerek, hastanelerin nasıl oluşturulabileceği ve bulut mimarisi ile de ne derece tasarruf edilebileceği katılımcılara aktarılacak.

Zirve 13-14 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul Haliç Kongre Merkezinde düzenlenecek.

SÖZLEŞMELİ SAĞLIKÇIYA İYİ HABER

14 Nisan 2011 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Sağlık ve teknik hizmetler sınıfına tabi çalışan sözleşmeli personelin intibakı yapıldığı takdirde, maaş ve ek ödemesinde yaklaşık 300 lira artış sağlanacak…

Açılan davalarla sosyal ve özlük haklarında çeşitli iyileştirmeler sağlanan sözleşmeli personele, bir iyi haber de Danıştay 11. Dairesi’nden geldi. Daire, Açıköğrenim Fakültesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği Programı mezunu sözleşmeli personelin ücretinin, yeni öğrenim durumu göz önünde bulundurularak yükseltilmesi gerektiğine karar verdi.

Sağlık-Sen, Samsun’un Çarşamba ilçesinde acil tıp teknisyeni olarak görev yapan üyesi Esra Yokuş’un, Anadolu Üniversitesi Açıköğrenim Fakültesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği Programından mezun olması dolayısıyla özlük haklarının, sözleşme ücretinin, yan ödeme ve ek göstergelerinin yeni durumuna göre belirlenmesi yolunda yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kaldığı parasal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesi için dava açtı.

İdare mahkemesi, sözleşmeli personel statüsünde çalışan davacının hizmet sözleşmesinin, imzalandığı tarihteki eğitim durumuna göre düzenlenmiş olması ve sözleşmede ücretin değişebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmaması nedeniyle, yeni öğrenim durumunun sonraki yıl sözleşmesinin imzalanması esnasında dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verdi.

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Danıştay 11. Dairesine geldi.

Dairenin kararında, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla görevlendirilen personelin, görevinin devamı sırasında mesleği ile ilgili bir alanda üst öğrenimi tamamlaması durumunda hizmete olan katkısından dolayı işin verimliliğinin artacağının kuşkusuz olduğu vurgulandı. Dairenin kararında şunlar kaydedildi:

“Sağlık Bakanlığı’nca, sözleşmeli personelin öğrenim durumunda değişiklik olması halinde tamamlanan üst öğrenimin, atanılan pozisyon unvanıyla ilgili olması kaydıyla brüt ücretinin yeni öğrenim durumlarına göre yeniden belirleneceği esasını getirdiği görülmektedir. Buna göre, lise mezunu sağlık memuru pozisyon unvanına sahip olup nitelik değiştirmek isteyen personelin, 2 ve 4 yılık yüksek okulların ilgili bölümü mezunu olmaları gerekmektedir.

Bu itibarla, YÖK’ün Sağlık Bakanlığına hitaben yazdığı yazı ile Açıköğrenim Fakültesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği Programı mezunlarının aldıkları eğitimin sağlık ve teknik hizmetler sınıfında yer alan personel için bir üst öğrenim sayılmasına karar verildiğinin belirtilmesi nedeniyle, davacının sözleşme ücretinin, yeni öğrenim durumu göz önünde bulundurularak yükseltilmesi gerekirken, bitirmiş olduğu üst öğretimin görev yaptığı üst öğretim olmadığı gerekçesiyle reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Daire, sözleşme ücretinin yeni öğrenim durumuna göre belirlenmesi isteminin reddine ilişkin kararın bozulmasına karar verdi.

İlk niteliğindeki karar, bakanlıklara sunulacak

Mevcut uygulamada, sözleşmeli personelin, çalıştığı pozisyon unvanı ile örtüşen bir üst öğrenim bitirdiği takdirde intibakı yapılabiliyordu. Örneğin, lise mezunu bir hemşire, üst öğrenim olarak ancak hemşirelik lisansını bitirmek zorundaydı.

YÖK, 2008′de bir karar vererek, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği programını sağlık ve teknik hizmetler sınıfına tabi çalışanlar için üst öğrenim saydı.

Danıştay 11. Dairesi, YÖK’ün bu kararına atıfta bulunarak, sağlık hizmetleri sınıfı veya teknik hizmetler sınıfındaki sözleşmeli personelin bu bölümü bitirmeleri halinde, fiilen yürüttüğü göreve bakılmaksınız intibakının yapılması ve sözleşme ücretinin yeni eğitim durumundan yapılması gerektiğine hükmetmiş oldu.

Sağlık-Sen, gelecek hafta Sağlık Bakanlığı ve Maliye Bakanlığına başvurarak, Danıştay kararı doğrultusunda düzenleme yapılmasını talep edecek.

Sağlık-Sen Genel Başkanı Metin Memiş, Danıştay kararının bu konuda ilk olma niteliği taşıdığını ve halen sürmekte olan pek çok davaya emsal teşkil edeceğini bildirdi.

Memiş, “Sağlık ve teknik hizmetler sınıfına tabi çalışan sözleşmeli personelin intibakı yapıldığı takdirde, maaş ve ek ödemesinde yaklaşık 300 lira artış sağlanacaktır. Bakanlığın, yeni davalar açılmasına gerek kalmadan, Danıştay kararı çerçevesinde bir düzenleme yapmasını umuyoruz. Bu konudaki başvurumuzu hafta içinde yapacağız” dedi.

SAĞLIK HİZMETLERİ HIZLANACAK

08 Nisan 2011 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

saglik“Sağlık hizmetlerinin hızlandırılmasını” amaçlayan kanun teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı…

Yasaya göre, belirli bir projenin gerçekleştirilmesi amacıyla il özel idaresine aktarılan ancak aktarıldığı mali yılı takip eden yıl sonuna kadar kullanılmayacağı anlaşılan ödenekler, başka projede kullanılmak üzere, aynı veya başka bir özel il idaresine veya ilgili mevzuatı çerçevesinde kullanılmak üzere Toplu Konut İdaresine (TOKİ) aktarılabilecek.

Kafeterya, büfe, otopark ve benzeri sosyal tesisler ile Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun kapsamında kiralanan sağlık merkezleri ve kullanmış oldukları demirbaşların kira gelirleri, uzmanlık belgesi sertifikasyon ve sınav hizmetlerinden elde edilecek gelirler, döner sermaye gelirleri kapsamına alınacak.

Sağlık Bakanlığı, dava ve icra takiplerinde ihtiyaç duyması halinde avukatlık hizmeti alımı yapabilecek.

Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarınca hizmetin verildiği dönemde sosyal güvenlik sağlık yardımından yararlanamayan kişilere sunulan sağlık hizmet bedellerinden 31 Aralık 2010 tarihine kadar tahsil edilmeyen alacak tutarlarının yüzde 50′sinin bir yıl içinde ödenmesi halinde geri kalan kısım terkin edilecek. Tahsil edilemeyen tutar 250 liradan az ise borç doğrudan terkin edilecek.

Vakıf üniversiteleri hariç, üniversiteler ile Sağlık Bakanlığı ve diğer kamu idarelerine bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında vefat eden ve tedavi giderleri sosyal güvenlik kurumunca karşılanmayanlardan ödeme gücü bulunmadığı tespit edilenlerin borçları silinecek.

KKTC’nin tedavi edilmek üzere Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelere gönderdiği hastaların tedavi bedellerinin 31 Aralık 2010 tarihine kadar ödenmemiş olanları terkin edilecek.

İnsan üzerinde klinik araştırma

Yasayla, insanlar üzerinde gerçekleştirilecek klinik araştırmalara katılacak gönüllülerin hakları ve insanlar üzerindeki bilimsel araştırmaların usul ve esasları da düzenleniyor.

Klinik araştırmaları etik yönden değerlendirmek amacıyla, etik kurullar ve klinik araştırmalarla ilgili konularda Sağlık Bakanlığına görüş bildirmek üzere Klinik Araştırmalar Danışma Kurulu oluşturulacak.

Buna göre, bir tedavi yöntemi ve ilacın ilmi araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığından izin alınması gerekecek.

Üzerinde araştırma yapılacak gönüllü, iznini araştırmanın her aşamasında geri alabilecek.

Görev tanımları yeniden düzenleniyor

Diploması veya meslek belgesi olmadan meslek mensuplarının yetkisinde olan bir işi yapan veya bu unvanı takınanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 200 günden 500 güne kadar adli para cezası verilecek. Yardımcı personel, çalıştığı alanla ilgili 1 yıl içerisinde eğitim alacak. Eğitimin ardından açılacak sınavda başarılı olan yardımcı personelin işlerine devam etmeleri sağlanacak. Eğitimde geçecek 1 yıl sürecince herhangi bir cezai yaptırım uygulanmayacak.

Yeni uzmanlık alanları oluşturuldu

Kanuna göre, acil tıpta uzmanlık eğitim süresi 5 yıldan 4 yıla indiriliyor. “Genetik hastalıklar” yeni uzmanlık dalı olarak oluşturuluyor. Bu uzmanlık dalının eğitim süresi 4 yıl olacak.

Diş hekimliğinde de yeni uzmanlık alanları oluşturuluyor. Eğitim süresi 4 yıl olan ağız, diş ve çene cerrahisi, eğitim süresi 3 yıl olan ağız, diş ve çene radyolojisi, eğitim süresi 3 yıl olan çocuk diş hekimliği ile eğitim süresi 3 yıl olan restoratif diş tedavisi yeni uzmanlık dalları oldu.

Bir yeni yan dal da oluşturuluyor. Eğitim süresi 3 yıl olan “gelişimsel pediatri” yeni yan dal olarak belirlendi.

Öte yandan, Sağlık Bakanlığı, Tıpta Uzmanlık Kurulunun kararı üzerine tıpta uzmanlık sürelerini üçte bir oranında artırabilecek.

Sözleşmeli personel ancak devlet memuru statüsünde başhekim, başhekim yardımcısı ve başhemşire olarak görevlendirilebilecek.

Genel Kurulda verilen önergenin kabulüyle kanuna bir geçici madde eklendi. Buna göre, Spor Toto Teşkilat Başkanlığının Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne olan tüm borçları terkin edilecek. Bu konuda süren davalardan feregat edilecek.

Link

ÖZLÜK HAKLARI HAKKINDA SAĞLIK BAKANLIĞI’NDAN YAPILAN AÇIKLAMA

03 Şubat 2011 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

saglik bakanligi logoSağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı tarafından yapılan açıklamanın tam metni:

Son günlerde medyada “Sağlık Personelinin Ek Ödeme Oranlarında indirime gidiliyor” iddialarını içeren haberler yer almaktadır.

Kamuoyunun doğru bilgilendirmesi için Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanlığımızın konu ile ilgili hazırladığı açıklama aşağıda sunulmuştur:

Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan, Bakanlığımız ve ilgili kamu kuruluşlarına görüş için gönderilen “Döner Sermaye İşletmeler Kanun Taslağı”nda yer alan personelin tavan ek ödeme oranlarının düşürülmesini öngören düzenlemeyle ilgili olarak Maliye Bakanlığı yetkilileriyle görüşülmüştür.

Bu görüşmede sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesinde ve verimliliğinin artırılmasında performansa dayalı ek ödeme sisteminin önemi anlatılmıştır.
Söz konusu düzenlemenin Sağlık Bakanlığı çalışanlarını kapsamaması talebimiz Maliye Bakanlığı yetkilileri tarafından kabul edilmiştir.

Buna göre 2004 yılından itibaren uygulanan ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın başarısında önemli bir yere sahip olan performansa dayalı ek ödeme sistemi ve ek ödeme oranları aynen korunacaktır.

Sağlık Bakanlığı personellerinin özlük haklarında her hangi bir gerileme olmayacaktır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

HAZİNE KESİNTİSİ AZALIYOR, ÜNİVERSİTE HASTANELERİ RAHATLAYACAK

03 Şubat 2011 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Döner sermaye işletmelerinden Hazine’ye aktarılacak pay 100 milyon TL azalacak. Sağlık Bakanlığı, üniversite hastanelerinde yüzde 3 olan Hazine kesintisini bu yıl yüzde 1 olarak uygulayacak…

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Maliye Bakanlığının konu ile ilgili gerekli onayı verdiği belirtildi. Buna göre, döner sermaye işletmelerinin aylık gayrisafi hasılatından tahsil edilen tutarlar üzerinden genel bütçeye aktarılacak payın, 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren yüzde 1 olarak uygulanacağı bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Sayın Bakanımız Prof.Dr. Recep Akdağ’ın girişimleri sonucunda, Kanunda yüzde 15 olarak belirlenmiş olan oran önce yüzde 5′e, 2010 yılında da yüzde 3′e düşürülmüştü. 2011 yılından itibaren Hazine payı kesintisi sadece Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler değil, üniversitelere bağlı işletmelerde de yüzde 1 olarak uygulanacak.

Yapılan bu düzenleme, 2011 yılında üniversite hastanelerinin giderlerini yaklaşık 100 milyon TL azaltacağından hastaneler finansman açısından rahatlayacaklar.

Söz konusu bu düzenleme, üniversite hastanelerinde çalışan hekimlerin ek ödemesinde artış sağlayacağı gibi vatandaşa da daha kaliteli bir hizmet sunumunun önünü açacak.”

Açıklamada, 2010 yılında Sağlık Bakanı Akdağ’ın da girişimleriyle, mali durumu zayıf olan üniversite hastanelerine 380 milyon TL Hazine yardımı yapılmasına ilişkin kanun çıkarıldığı anımsatılarak, “Yapılan düzenlemeyle birlikte, 2010 yılında mali durumu zayıf olan üniversite hastanelerine 210 milyon TL Hazine yardımı yapıldı” sözlerine yer verildi.

(31.01.2011)

DANIŞTAY’DAN DOKTORLARA KÖTÜ HABER

14 Ocak 2011 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Danıştay, Sağlık Bakanlığı’nın itirazını kabul etti. Kamuda çalışan doktorlar muayenehane açamayacak, özel sağlık kurumlarında çalışmayacak…

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Sağlık Bakanlığının internet sitesindeki Tam Gün Yasası ile ilgili basın açıklaması ve üniversite öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açmaları ve özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarının mümkün olmadığına ilişkin işleminin yürütmesinin durdurulmasına yapılan itirazı kabul etti.

Buna göre, üniversite öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorlar muayenehane açamayacak ve özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacak.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık Bakanlığının internet sitesindeki 16 Temmuz 2010 tarihli “Tam Gün Kanunu İle İlgili Basın Açıklaması” ile 5947 sayılı yasa ve bu yasa hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararına göre üniversite öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açmaları ve özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarının mümkün olmadığı ve bu uygulamanın 30 Temmuz 2010′dan itibaren başlayacağının duyurulmasına ilişkin işlemin, iptali istemiyle Danıştay’da dava açmıştı.

Danıştay 5. Dairesi adına Danıştay Nöbetçi Dairesi, Sağlık Bakanlığı’nın söz konusu işleminin yürütmesini durdurmuştu.

Davalı Sağlık Bakanlığı, bu karar itiraz ederek kararın kaldırılmasını istedi. İtirazı görüşen Danıştay idari Dava Daireleri Kurulu, Sağlık Bakanlığının itirazını kabul etti.

Kurul, üniversite öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açamayacakları ve özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacaklarına ilişkin işlemi, hukuka uygun buldu.

HİPNOZ VE HİPNOTERAPİ ŞARLATANLIK MI? MUCİZE Mİ?

08 Ocak 2011 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

HipnozHakkında şarlatanlıktan her derde deva sihirli bir değneğe kadar uç yorumlar yapılan, internet ortamında astrologtan, medyuma hekimden psikoloğa dek bir çok kişi tarafından “bir günde”, “bir seans ile” her türlü soruna çözüm vaat edilen hipnoz ve işte merak edilenler…

Migren, ağrısız doğum, diş çekimi, psikolojik sorunlar, cinsel işlev bozuklukları, kekemelik, sınav kaygısı ya da sigara bağımlılığı gibi sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılan “hipnoz”, alanında uzman hekimlerce kendi dallarında uygulandığında başarılı tedavi metodlarından birisi olarak gösteriliyor.

Uzmanlar, kimsenin zorla hipnoz edilmesinin mümkün olmadığını, yurt dışında da uygulanan ve hipnoz yapma yetkisinin sadece tedavi amacıyla hipnoz ve hipnoterapi eğitimi almış hekimlere, diş hekimlerine ve klinik psikologlara tanındığını belirtiyor. Ancak Türkiye’de hipnoz ve hipnoterapi uygulaması için henüz yasal bir düzenleme bulunmadığına dikkati çeken Uzmanlar, konu ile ilgili yasal düzenlemenin bir an önce yürürlük kazandırılması gerektiğini ifade ediyor.

Sefer OzerTürkiye Psikiyatri Derneği Hipnoz ve Hipnoterapi Bilimsel Çalışma Birimi Koordinatörü Dr.Şeref Özer, hipnozun bakışla, sözle ya da bazen yardımcı gereçler kullanılarak telkin ile oluşturulan özel bir bilinç hali olarak tanımlandığını belirtiyor.

Hipnoz halindeki kişinin dıştan gelen uyaranlara karşı adeta bilincinin kapalıymışçasına duyarsızlık ve aldırmazlık içinde ve hiç yanıt vermez bir haldeyken; buna karşı hipnoz yapan kişiye karşı artmış bir uyanıklık içinde bulunduğunu belirten Özer, kişinin bu süreçte dinlediğini, anladığını hatta yargıladığını ve yanıt verdiğini belirtti.

Özer, dışarıdan bakıldığında kişinin derin bir uykudaymış görünmesine rağmen, hipnozun kesinlikle bir uyku hali olmadığını vurgulayarak, “Hipnoz sırasında kişi, gönüllü olarak hipnoz yapan kişinin verdiği telkinleri alır, gönüllü olarak kabul eder ve uygular. Sanılanın tersine, hipnozdaki kişi kendi sosyal ya da ahlaki değerlerine aykırı telkin verildiğinde telkini kabul etmez, ısrar edilirse hipnozdan çıkar” diye konuştu.

Hipnozun “şarlatanlık” ya da “her derde çare” sihirli bir yöntem olmadığına, buna karşı uygun hastalık ve sorunlarda uygun kişilere uygulandığı zaman son derece olumlu sonuçlar alınabilen bir tedavi tekniği olduğuna dikkati çeken Özer, hipnozda gönüllülüğün esas olduğunu, kimsenin isteği dışında zorla hipnoza sokulamayacağını belirtti. Bu nedenle daha çok filmlerde işlendiği gibi bir kişinin hipnoza sokularak cinayet işletilmesi ya da hipnoz yapanın her istediğini yerine getirmesinin mümkün olmadığına işaret etti.

SİGARA BAĞIMLILIĞINDAN KANSER AĞRILARINA KADAR HER TEDAVİDE UYGULANABİLİYOR

Hipnozun tıpta ağrıyı ortadan kaldırmak için (migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kronik fiziksel ağrılı hastalıklar, trigeminal nevralji, ağrısız doğum, kanser ağrılarında), hipnoanestezi ile cerrahi girişimlerde (ameliyatlar, diş çekimi ve diş eti rezeksiyonlarında), psikosomatik hastalıklarda (astım, esansiyel hipertansiyon, psöriazis, ülser, ülseratif kolit, irritabl kolon, siğil tedavisinde) kullanıldığını belirten Özer, diğer uygulama alanlarını şöyle sıraladı:

“Psikiyatride, tik, kekemelik, enüresis nocturna (gece işemeleri), trikotilomani, yeme bozuklukları, obezite, psikojenik ağrı bozukluğu, konversiyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, sigara bağımlılığı, dissosiyatif bozukluklar, fobiler, panik bozukluğu, agorafobi, sosyal fobi, sınav kaygısı, posttravmatik stres bozukluğu gibi alanlara kullanılır.”

Özer’in verdiği bilgiye göre, hipnoz yapma yetkisi sadece tedavi amacıyla, hipnoz ve hipnoterapi eğitimi almış hekimler, diş hekimleri ve klinik psikologlara tanınıyor. Hipnoterapi uygulamak, hipnoz bilgisinin yanı sıra söz konusu hastalıklar ve tedavileri hakkındaki özel mesleki bilgileri de ayrıntılı bilmeyi ve bu konuda yetkili olmayı gerektiriyor.
Hekimlerin, hipnoterapiyi eğitimini aldıkları kendi uzmanlık alanlarında uygulamaları şart koşuluyor. Örneğin, astım hastalığı konusunda göğüs hastalıkları uzmanı, ağrısız doğumda kadın-doğum uzmanı, ruhsal hastalıklarda psikiyatri uzmanı, hem bilgi ve yeterlilik hem de yasal olarak yetkili sayılıyor.

TÜRKİYE’DE HALA YASAL DÜZENLEME YOK

“Türkiye’de hipnoz ve hipnoterapi uygulaması için henüz yasal bir düzenleme bulunmadığını” ifade eden Özer, şunları kaydetti:

“Bu nedenle kimlerin hangi durumlarda hipnoz uygulanabileceği, kimlerin eğitim verebileceği belirsizlik taşıyor. Hekimlerin yanı sıra, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları başta olmak üzere kendilerine astrolog, medyum, yaşam koçu gibi adı veren hemen herkes hipnoz uyguladığını, hastalıkları tedavi ettiğini söyleyebiliyor ve internet ortamında bunu ilan ediyor.

Sağlık Bakanlığı tarafından ‘Hipnoz ve Hipnoterapi Uygulanması Hakkında Yönetmelik taslağı’ hazırlanarak 17.02.2004 tarihinde tartışılması amacıyla bakanlık web sitesine konulmuş, ancak günümüze değin hala bu taslağa resmiyet kazandırılmamıştır. Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 19.10.2008 tarih ve 44103 sayılı yazısı ile ‘Hipnoz ve Hipnoterapi Uygulaması Hakkında Yönetmelik Taslağı’ üzerinde çalışmalar devam ettiğinden Bakanlıkça bir değerlendirme yapılıncaya kadar ‘muayenehanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında hipnoz uygulaması yapıldığının tabela, kartvizit ile basılı ve elektronik ortam materyallerinde tanıtımın yapılmasının uygun olmadığı’ duyurulmuştur. Ancak takibi yapılmadığı için net ortamı ehil olmayan yetkisiz yüzlerce kişinin yaptığı hipnoterapileri ve verilmekte olan hipnoz eğitimlerinin duyurularını yapan sitelerle doludur.”

EĞLENCE AMACIYLA YAPILMAMALI

Hipnozun konunu uzmanları tarafından doğru zamanda doğru kişilere yapılabilmesi için, söz konusu taslağın tekrar gözden geçirilmesi ve bir an önce yürürlük kazandırılması gerektiğini ifade eden Özer, eğitim hastaneleri ve üniversitelerde hipnoz ve hipnoterapi eğitim ve araştırma birimleri kurulması gerektiğini belirtti.

Özer, “Bu merkezlerden yeterli teorik ve pratik eğitim almış olan ya da aldıkları eğitim bu kurumlar tarafından yeterli bulunarak onaylanan hekimler, diş hekimleri ve klinik psikologlara hipnoz yapma yetkisi verilmelidir” dedi. Her uzmanın, hipnozu kendi uzmanlıkları alanıyla sınırlı olmak üzere uygulaması gerektiğini vurgulayan Özer, hipnozun gösteri ve eğlence amacıyla televizyon kanallarında ya da sahnede yapılmasının engellenmesi gerektiğine işaret etti.

CALCIDINE GRANÜL GERİ ÇEKİLİYOR

08 Aralık 2010 HABERmedical  
Kategori: Eczacılık, HABERLER

Sağlık Bakanlığınca, bebeklerin diş çıkarmasında kolaylık sağlayan ve kemikleşmeyi hızlandırmak amacıyla kullanılan “Calcidine Granül” adlı ilacın 6 serisi için geri çekme kararı alındı…

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğünce, “Calcidine Granül 75g” adlı ilacın, 1009052, 1009053, 1009054, 1009055, 1009056 ve 1009057 (son kullanma tarihleri 09.2013) serileri için 2. sınıf B seviyesinde geri çekme kararı verildi.

Eczanelerin, ilaç depolarının ve sağlık kuruluşlarının ellerinde bulunan ve seri numaraları tutan Calcidine Granül’ü en kısa süre içerisinde iade etmeleri istendi.

Geri çekme kararı verilen Calcidine Granül, bebeklerin diş çıkarmasını kolaylaştırmak, diş çürüklerini önlemek ve tedavi etmek, kemikleşmeyi hızlandırmak, menopoz sonrası, osteoporoz ve buna bağlı oluşan sırt ağrıları, spontan ve travmatik omur kırıkları, gebelik, emzirme ve metabolik kemik hastalıklarının tedavilerinde kullanılıyor.

MECBURİ HİZMET İLE İLGİLİ SORULAR VE YANITLARI

06 Aralık 2010 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Türk Tabipleri Birliği, mecburi hizmet yükümlülüğü ile ilgili olarak sık sorulan soruları yanıtladı…

Mecburi hizmet yükümlülüğü nedir?

Mecburi hizmet (yasal ifadesiyle Devlet Hizmeti Yükümlülüğü), 5371 sayılı Kanun ile Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa eklenen hükümler uyarınca, 05.07.2005 tarihinden sonra mezun olan, uzmanlığını ya da yan dal uzmanlığını tamamlayan tabiplerin, Sağlık Bakanlığı tarafından atandıkları yere göre değişen 300 ila 600 gün süreyle görev yapması zorunluluğudur.

Tıp fakültesini yeni bitirenler için süreç nasıl işlemektedir?

Tıp fakültesini bitiren tabiplerin diplomaları ilgili fakülte dekanlıkları tarafından 15 gün içinde Sağlık Bakanlığı’na gönderilir. Sağlık Bakanlığı diplomaların kendisine gelmesinden sonra diploma tescilini yapar ve bu tarihten itibaren iki ay içinde tabibin atamasını yapmak zorundadır.

Mecburi hizmet tercihleri nasıl yapılmaktadır? Tercih yapılmazsa ne olur?

Mecburi hizmete tâbi olanların atamaları mevcut kadrolar arasında kendilerine tercih yapma hakkı tanınarak uygulanmaktadır. Ancak kişilerin tercih yapmış olmaları bu tercihlerine mutlak surette uyulacağı garantisini vermemektedir. Tabip tarafından tercih ve atama yapılabilmesi için öncelikle Sağlık Bakanlığı internet sayfasında yayımlanan kuraya dâhil edilecek kişiler arasında isminin yayımlanmış olması gereklidir. Listede ismi olan tabip yine internet üzerindeki programı kullanarak tercihlerini belirtecek ve alacağı çıktıyı posta ya da kargo yoluyla Sağlık Bakanlığına ulaştıracaktır.

Yerleştirme noter huzurunda kur’a çekimi suretiyle yapılmaktadır. Öncelikle tercih belirtenler için kur’a çekimi yapılmakta, ardından tercihlerine yerleştirilmeyenler ile hiç tercih yapmamış olanlar için genel bir kura çekimi yapılmaktadır.

Gıyaben kura çekilmesi ne demek?

Mecburi hizmet, yerine getirilmesi gereken bir zorunluluk olarak ortaya konulmuş olmakla kişinin görev için müracaatı olmasa dahi atamasının yapılması öngörülmüştür. Gıyapta (yokluğunda) kur’a çekilmesi de kişinin herhangi bir başvurusu olmamasına karşın mecburi hizmet yapacağı yerin belirlenmesi için kur’a çekiminin yokluğunda yapılmasını ifade etmektedir.

Kurada belirlenen yere ne kadar sürede gitmek gerekir? Gidilmezse ne olur?

Mecburi hizmet yapılması gereken yerin belirlenmesinden sonra, bu listeler Sağlık Bakanlığı internet sayfasında ilan edilmektedir. Anılan ilan tebligat yerine geçmektedir. Ayrıca tabibin ikametgâhının bulunduğu yer il sağlık müdürlüğüne de ilgilisine tebliğ edilmek üzere atama evrakı gönderilmektedir. Mecburi hizmet yükümlüsü tabibin atama emrinin tebliğinden itibaren en geç yirmi gün içinde atandığı yerde göreve başlaması gereklidir.

Atandığı yerde kesintisiz olarak 10 gün süreyle görevi terk eden ya da bu süre boyunca hiç göreve başlamayan tabip istifa etmiş (müstafi) sayılır ve buna bağlanan yaptırımların yanı sıra mecburi hizmete başlayana kadar geçen süre –en çok yükümlülük süresi kadar- yükümlülük süresine eklenir.

Mecburi hizmet süresi dolmadan istifa edilirse ya da görev terk edilirse ne olur?

Mecburi hizmet süresini tamamlamadan istifa edenler ya da istifa etmiş (müstafi) sayılanlar için tanımlanmış genel yaptırım belirli süreyle yeniden memuriyete alınmamaktır. Bu süre istifa edenler için 6 ay, müstafi sayılanlar için ise 1 yıldır.

Mecburi hizmette ise, bu sürelerin uygulanmasına olanak bulunmadığını düşünüyorum.Çünkü, mecburi hizmet yerine getirilmediğinde sadece resmi kurumda çalışamamak değil mesleğin herhangi bir yerde uygulanması yasaklanmaktadır. Mecburi hizmetin getirildiği düzenleme içinde bu yönde özel bir hüküm de olmadığına göre altı ay ya da bir yıl gibi sürelerin mecburi hizmetin yaptırılmasında uygulanmaması gerekir. Bir başka anlatımla müstafi sayılan bir tabibin yeniden mecburi hizmet kurasına dahil edilmesi için bir yıl beklenmesi zorunluluğunun söz konusu olmadığını düşünüyorum. Ancak, önemle vurgulayalım ki, bu sürelerde TUS’ta Sağlık Bakanlığı kadrolarına atanamamak söz konusu olabilecektir.

Müstafi sayılmak ne demek?

Devlet memurlarının görevlerinden ayrılmalarında belirli usüllere uyulmaması sebebiyle kişinin istifa etmiş sayılmasına müstafi sayılmak denir.

Devlet Memurları Yasasının 94. maddesine, göre kesintisiz olarak 10 gün süreyle görevini terk eden memur çekilmiş sayılır.

Ayrıca, çekilmek isteyen memur yerine atanan kimsenin gelmesine veya çekilme isteğinin kabulüne kadar görevine devam etmelidir. Memurun görevden ayrılma isteğinin kabulünü ya da yerine gelecek kimsenin gelmesine kadar beklemesi gereken bir aylık süreyi beklemeksizin ayrılması durumunda müstafi (çekilmiş/istifa etmiş) sayılır.

Mecburi hizmet yerine getirmeden, istifa ederek ya da müstafi sayıldıktan sonra girilen TUS’da Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim hastanelerine ait bir kadro kazanılırsa ne olur?

2010 Sonbahar dönemi TUS Kılavuzuna göre “görevden çekilen veya çekilmiş sayılan memurlar için yeniden kamu görevine girebilmek için belirlenen kanuni süresi uzmanlık eğitimi giriş sınavı gününden itibaren 3 ay içinde bitecek durumda bulunmak” sınava başvuru koşulu olarak belirlenmiştir. Bu durumda, istifa ederek ayrılanların istifa tarihinden itibaren 3. aydan; müstafi sayılanların da bu tarihten itibaren 9. aydan itibaren, TUS’a girebilmesi ve Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanelerini de tercih edebilmeleri mümkün bulunmaktadır.

Mecburi hizmeti yerine getirmeden, istifa ederek ya da müstafi sayıldıktan sonra vakıf ya da resmi üniversitelerin uzmanlık kadroları tercih edilip kazanılırsa ne olur?

Üniversitelerin tıpta uzmanlık kadrolarına Yükseköğretim Kanununun 50.maddesi uyarınca araştırma görevlisi olarak atama yapılmaktadırlar. Araştırma Görevlileri YÖK Personel Kanunu uyarınca, 657 Sayılı Yasa kapsamında devlet memuru değildirler. Bu nedenle 657 sayılı yasa kapsamında istifa edenler veya müstafi sayılanlar için yeniden kamu görevine girebilmek için belirlenen sürelerin araştırma görevliliği kadroları için uygulanmaması gerekir. Bu çerçevede, istifa sebebiyle memuriyete girilemeyen süre içinde TUS sonucuna göre üniversitelerin tıpta uzmanlık kadrolarından birinin kazanılması durumunda araştırma görevlisi olarak atamalarının yapılması gerekir.

Mecburi hizmeti ‘sözleşmeli personel’ ya da 657′ye tabi ‘memur’ olarak yapma olanağı var mı?

Mecburi hizmet 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca atanma yoluyla yerine Getirilebileceği gibi 4924 sayılı Yasa uyarınca sözleşme ilişkisi biçimindeki bir çalışma yoluyla da yerine getirilebilir. Atandığı yerde 4924 sayılı Yasa uyarınca açılmış bir kadro olması halinde, bu iki statüden birini seçmek yetkisi tabibe aittir.

Mecburi hizmet TUS’a girmeye engel mi?

Mecburi hizmet yapılırken TUS’a girilmesinin önünde bir engel bulunmadığı gibi aksine yasal düzenlemede bunun mümkün olduğuna ilişkin hükümler mevcuttur. Ancak halen uzman olanların ikinci bir uzmanlık eğitimi yapmak istemeleri durumunda önce mecburi hizmeti bitirmeleri koşul olarak getirilmiştir.

Mecburi hizmette iken TUS kazanılırsa ne olacak?

Mecburi hizmet yapılırken TUS ile bir uzmanlık eğitimine başlanması durumunda eksik kalan mecburi hizmet süresi uzman olduktan sonra yapılacak mecburi hizmet süresine ekleneceğine ilişkin yasa hükmü Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Bu nedenle pratisyen hekimlikte veya uzmanlıkta belirlenen süre tamamlanmadan uzmanlık ya da yan dal uzmanlığına başlanması halinde sadece anılan uzmanlık veya yan dal uzmanlığı ile ilgili mecburi hizmet yükümlülüğü söz konusu olacaktır.

Askerlik yapmak için mecburi hizmetten ayrılmak mümkün mü? Askerlikte geçen süre mecburi hizmetten sayılır mı?

Mecburi hizmet yükümlülüğü sırasında askere gidilmesi mümkündür. Ancak askerlik ödevinin yerine getirildiği süre mecburi hizmet süresinden sayılmadığı gibi, askerliğin bitiminde mecburi hizmetin kalan süresinin tamamlanması gerekir.

Sağlık raporu, mecburi hizmet kurasına girmeyi engeller mi?

Sağlık mazereti mecburi hizmet yapmayı engelleyen bir mazeret olmayıp hastalığın niteliğine göre atama yapılacak yerin belirlenmesinde önem taşıyabilir. Sağlık mazereti bulunanlar kura öncesinde durumu Sağlık Bakanlığı’na belgesi ile birlikte ilettiklerinde bu durum atama kurasında değerlendirmeye alınır.

Ayrıca kurası çekilip ataması yapılanların hastalanmaları halinde atandıkları yere gitmemelerinin gerekçesi olarak sağlık raporunu gösterebilmeleri koşuluyla ilgili yerde göreve başlamak rapor süresinin sonuna kadar ertelenir. Bir başka ifadeyle, ataması yapılan bir mecburi hizmet yükümlüsü atama kararının kendisine tebliğinden önce hastalanması ve istirahat rapor verilmesi halinde atama kararının tebliği rapor sonrasına ertelenebileceği gibi bu arada tebliğ edilmiş olsa da hükmünü rapor süresinin bitiminden doğurmaya başlar. Ancak önemle belirtmek gerekir ki, atama öncesi ya da atandıktan sonra raporlu olarak geçirilen süreler mecburi hizmet sürelerinin hesabında dikkate alınmayacaktır.

Uzman hekim olduktan sonra mecburi hizmet yükümlülüğü olacak mı?

Mecburi hizmet tabiplere, uzman tabiplere ve yan dal uzmanı tabiplere getirilmiş bir yükümlülüktür. Her statü için ayrı ayrı mecburi hizmet getirilmiştir. Uzman hekimler de, 05.07.2005 tarihinden sonra uzman olmuş iseler, mecburi hizmet yükümlüsüdürler.

Daha önce mecburi hizmet yapmış olmak bir avantaj yaratır mı?

1981 yılında çıkartılmış olan 2514 sayılı Yasa’ya tabi olarak mecburi hizmet yapmış olup da, kazandığı yeni bir statü (uzman/yan dal uzmanı gibi) sebebiyle, yeni Yasa uyarınca mecburi hizmete tabi tutulan kişi için yerine getirdiği önceki mecburi hizmetin bir etkisi bulunmamaktadır.

Daha önceden mecburi hizmet yapmış olması sebebiyle yeniden mecburi hizmete tabi tutulmasının hukuka aykırı olduğunu düşünen uzmanlar ve yan dal uzmanları uzmanlık belgelerinin verilmemesi ve kendilerine yeniden mecburi hizmet uygulanması işleminin iptali için İdare Mahkemesinde dava açabilirler. Bu davada 5371 sayılı Yasa’nın ilgili hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu savı da ileri sürülebilir.

SAĞLIK HARCAMALARININ %3′Ü KANSER İÇİN

26 Kasım 2010 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Türkiye’de toplam sağlık harcamalarından kanser için ayrılan pay %3, kanser tedavi masraflarının doğrudan maliyeti ise yaklaşık 3.6 milyar TL…

arastirmaSağlık Bakanlığı, Türkiye’de sağlık harcamalarından 2.3 milyar euro’nun kanser tedavisine gittiğini, nüfusun yoğun olmasına bağlı olarak kişi başına kansere harcanan paranın az ve kanser tedavisi sonrasında sağ kalım oranlarının geç tanı konulmasından dolayı Avrupa ülkelerine kıyasla düşük olduğunu bildirdi.

İlaç sektörüyle ilgili araştırmalarda dünyanın önde gelen kuruluşları arasında yer alan i3 Innovus ile Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AİFD) desteğiyle, “Türkiye’de Hastaların Kanser İlaçlarına Erişimi” başlıklı rapor hazırlandı.

Bu konuda kapsamlı bir incelemenin ardından tamamlanan rapor, Stockholm İktisat Fakültesi’nden Prof. Bengt Jönsson, Karolinska Enstitüsü’nden Dr. Nils Wilking ve İ3 Innovus uzmanlarından Daniel Högberg tarafından hazırlandı.

Türkiye’de her yıl yaklaşık 160 bin kişiye kanser teşhisi konulduğu ve yaklaşık 100 bin kişinin de bu hastalıktan dolayı yaşamını yitirdiği belirtilen raporda, hala Türkiye’de erkekler arasında en yaygın kanser türlerinin akciğer, prostat; kadınlarda ise meme ve kolorektal kanserler olduğu ifade ediliyor. Raporda, tedavi sonuçlarıyla en az yüz güldüren kanser türleri ise akciğer, mide, kalın bağırsak ve rektum kanserleri olarak gösteriliyor.

Raporda, kanser vakalarının sayısı, bu vakalardaki ortalama yaşam süresi ve yeni kanser vakaları arasındaki ilişki incelendiğinde, Türkiye’de kanser tedavisinin Avrupa ülkelerindekine göre zorlukları bulunduğu, hastaların kanser tanısı konduktan sonraki yaşam sürelerinin Avrupa’daki hastalara kıyasla daha “kısa” olduğu belirtiliyor.

Raporda, kanserle savaşta hazırlayıcı faktörlerin ortadan kaldırılması (önleme), tarama ve erken tanı ile tedavinin birbirini tamamlayıcı olduğu vurgulanıyor. Raporda, şu sonuçlar dikkat çekiyor:

“Türkiye’de kanser tedavisinin sonuçları, karşılaştırılan Avrupa ülkelerinden çok daha geride bulunuyor. Bu durum, Türkiye’deki kanser hastalarının Avrupadakiler kadar yüksek bir sağ kalım şansına sahip olmadığının bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Sağ kalımı olumsuz etkileyen faktörler, geç tanı, tedaviye geç ulaşım, var olan tüm tedavi seçeneklerine Türkiye’deki erişim olanakları, ülkeye özgü kanser nedenleri (sigara tüketim oranı) ve genetik özellikler gösteriliyor.”

Raporda, 2002 yılı verilerine göre 5 yıllık kanser vakası sayısının en düşük olduğu ülkenin Türkiye olarak gösteriliyor.

arastirmaTürkiye’de kanser yaygınlığı Avrupa ülkelerinden az

AİFD yetkilileri, bu karşılaştırma yapılırken, genç nüfus nedeni ile Türkiye’deki kanser yaygınlığının hala Avrupa ülkelerinden az olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkati çekiyor.

Rakamların düşük olmasının ardında bu faktörün rol oynadığı, ancak giderek yaşlanan nüfusla birlikte Türkiye’de de kanser vakalarının sayısının artacağı uyarısında bulunuyor. Bu bakımdan Türkiye’de kanser tedavi olanaklarının geliştirilmesi ve onkoloji ilaçlarına erişimin güçlendirilmesi gerektiğinin önemi vurgulanıyor.

Rapora göre, Avrupa ülkelerinde sağlık harcamalarında kanser harcamalarının payı, ortalama yüzde 6.3, kanser tedavisi için kişi başına ortalama harcama ise 148 euro olarak tahmin ediliyor. Kanser tedavisi sonuçlarının en yüksek olduğu Fransa’da ise bu rakam 205 euro. Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi daha düşük gelirli Avrupa ülkelerinde dahi sağlık harcamaları içinde kanser harcamalarının payı yüzde 3-5 düzeyinde bulunuyor. Polonya’da kişi başına kanser harcaması 41 euro, Macaristan’da 61 euro, Çek Cumhuriyeti’nde ise 72 euro.

Türkiye’de ise sağlık harcamalarının yüzde 3′ü kanser tedavilerine ayrılıyor. Türkiye’de kişi başına düşen kanser tedavisi harcamasının ise sadece 25 euro düzeyinde kaldığı öngörülüyor.

Raporda ayrıca, kanser tedavi masraflarının Türkiye’ye doğrudan maliyetinin 1.8 milyar euro (yaklaşık 3.6 milyar TL) olduğuna, üretim ve iş gücü kayıpları ile diğer dolaylı harcamalar göz önüne alındığında bu maliyetin katlanarak büyüdüğüne dikkat çekiliyor.

Yenilikçi ilaçların etkin bir şekilde kullanılmasıyla verimlilik ve iş gücü kaybının önlenerek, ekonomi için değer yaratılığı ve kamu kaynaklarının daha büyük bir maliyetten korunduğu hatırlatılıyor.”

Kanser tedavisine 2.3 milyar euro

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer de Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin 13-14 Katrilyon lira olduğunu belirterek, “Bunun 2.3 milyar euro’su kanser tedavisine gidiyor. Bunun da çoğu kemoterapiye harcanıyor” dedi.

Türkiye’nin bu rakamlarla, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya’dan sonra Avrupa’da 6. sırada olduğunu ifade eden Tuncer, “Bizim nüfusumuz çok olduğundan, kişi başına kansere harcanan para düşüyor. Gayri Safi Milli Hasıla oranından hesaplama yapıldığında, dünyada kanser tedavisine ciddi para harcayan ülkelerden biriyiz. Hepsinden önemlisi Türkiye’de kanser tedavisine cepten ödeme gibi bir durum söz konusu değil. özel ve üniversite hastaneleri dahil, ülkemizde SGK ile anlaşma olduğunda kanser, cepten para ödemeden tedavi edilen bir hastalık. Bunların dışında koruma amaçlı olarak da çok ciddi çalışmalar yapılıyor ve önemli paralar harcanıyor” diye konuştu.

“hastaların yüzde 80′i geç evre tanı alıyor”

Türkiye’de kanser tedavisi sonrasında sağ kalım oranlarının, ilgili raporda belirtildiği gibi “düşük” olduğunu vurgulayan Tuncer, şunları kaydetti:

“Bizim, kanser hastalarının sağ kalım oranlarında kabul edilemez bir düşüklüğümüz var. Bunun en önemli nedeni, geç tanı. Ülkemizde yüzde 80 hasta, geç evrede kanser tanısı alıyor. Erken evre tanı alan hastaların sağ kalım oranları Avrupa ile aynı. Önemli olan geç tanı almamak. Bir ülkede geç tanı konulması, vatandaşın sorumluluğu değildir.

Bakanlık olarak tüm çabamız, daha erken dönemde tanı konulabilmesini sağlamak. Bunun için tarama programları, hastalığın belirtilerine karşı toplumda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaları yapıyoruz ve hekimlerimizi eğitiyoruz. Ülkemizde biz birinci ve ikinci basamakta geriyiz.

Dünyada en fazla sigara içen ülkelerden biriyiz. Bu da önemli bir etken. Dünyada akciğer kanseri görülme sıklığı azalırken biz de artıyor. Ülke olarak sigara ile savaşıyoruz, ama bazı kurumlar yavaş hareket ediyor.”

Sağlığa erişimin artmasına karşın, mevcut medikal onkolog sayısının yeterli olmadığına dikkati çeken Tuncer, bugünkü medikal onkolog sayısının 6 katına ihtiyaç olunduğunu söyledi.

Tuncer, Türkiye’de kanserli hasta sayısının giderek arttığını ifade ederek, 2030′da yarım milyon kanser hastasının öngörüldüğünü sözlerine ekledi.

Sonraki Sayfa »