TÜRKİYE'NİN MEDİKAL HABER PORTALI

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ’IN 2011 MALİ YILI BÜTÇESİ KONUŞMASI

21 Aralık 2010 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

recep akdagSağlık Bakanı Prof.Dr. Recep AKDAĞ’ın 2011 Mali Yılı Bütçesi ile ilgili TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma…

Sağlık Bakanı Prof.Dr. Recep AKDAĞ’ın 2011 Mali Yılı Bütçesi ile ilgili TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmanın metnidir:

Saygıdeğer Başkanım, yüce Meclisimizin değerli üyeleri, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlayarak Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerindeki konuşmama başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başlangıcında, sekiz senedir yürüttüğümüz Sağlıkta Dönüşüm Programı için her fırsatta ya da her ihtiyacımız olduğunda desteğini esirgemeyen değerli Meclisimize ve milletvekillerimize teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Önemli bir teşekkürü de sağlık çalışanlarına yapmam gerekir. Bu dönüşüm programının, bu büyük dönüşüm programının ruhunu ve gereklerini sağlık çalışanları içselleştirememiş olsalardı biz bu dönüşümü gerçekleştiremezdik. Onun için hem sağlık çalışanlarına -doktorlarımıza, hemşirelerimize, bütün sağlık çalışanlarına- hem de bu süre içerisinde büyük fedakârlıklarla hizmet bayrağını taşıyan değerli sağlık yöneticilerine huzurunuzda şükranlarımı sunuyorum.

Elbette bu süreçte halkımızın arkamızda durmasının da büyük rolü var. Türk halkı, bu asil millet, kendisine yapılan iyiliği, kendisine yapılan hizmeti büyük bir kadirşinaslıkla değerlendiriyor ve yaptığımız her seçimde arkamızda durarak, bize güç vererek böylece bu dönüşüm programını gerçekleştirmemize aziz milletimiz fırsat vermiştir.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz ki AK PARTİ hükümetlerinden önce de sağlıkta önemli işler yapılmıştır. Özellikle Refik Saydam döneminde, daha sonra 1960′lı yıllarda yapılan sosyalizasyonla Türkiye’de çok önemli gelişmeler olmuştur. Ancak özellikle AK PARTİ İktidarından önceki yirmi, yirmi beş senelik, belki otuz senelik sürede sağlıkla ilgili reform sürekli olarak gündeme gelmesine, teorik çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, ciddi bir ilerleme kaydedilememiştir. İşte, 2002′den bu yana AK PARTİ hükümetleriyle, Türkiye, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile gerçekten sağlıkta büyük ilerlemeler kaydetti. Bundan hep birlikte iftihar etmeliyiz. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin başarısıdır. Sadece AK PARTİ hükümetlerinin, Sağlık Bakanlığının başarısı olarak buna bakmak yanlıştır. Kuşkusuz hâlâ yapacak çok işimiz var, eksiklerimiz de var ama insan odaklı bir ahlaki anlayışla gerçekten yapısal bir dönüşümü sağlayabildik.

Sağlık hizmeti bugün herkesin ulaşabildiği bir hak seviyesine gelmiştir. Değerli konuşmacılardan bunun aksini iddia edenler oldu. Yüce Meclis kürsüsü elbette bütün fikirlere açıktır. Sağlığın bir hak olmaktan çıkarıldığı da iddia edildi. Şimdi bunları söylerken sekiz sene öncesine geri dönüp bir bakmak lazım Türkiye’de ne haldeydik biz? Vatandaşlarımızın ambulanslara binerken para vermek zorunda kaldığı, ambulans hizmetlerinin ülkenin kırsalına ulaştırılamadığı, hastanelerin sen işçisin bu hastaneye gidemezsin, sen BAĞ-KUR’lusun şu hastaneye gideceksin, özel hastanelerin önündense vatandaş hiç geçme diye tasnif edildiği, Türkiye’de doktorların yüzde 90′ının muayenehane çalıştırdığı ve bütün önemli hastalıkların bu muayenehanelere gitmeden tedavi edilemediği bir dönemdeydik biz. SSK hastanelerinin izbe köşelerinde saatlerce ilaç almak için kuyruk bekliyorduk, böyle bir Türkiye’de yaşıyorduk.

Peki, o zaman da yöneticiler bunları düzeltmeye gayret etmiyorlar mıydı, etmediler mi? Elbette gecelerini gündüzlerine katarak bu işleri düzeltmeye gayret ettiler ama çok açık ifade etmeliyim ki özellikle koalisyon dönemlerinin parçalı yapıları hiçbir zaman büyük dönüşümlere, büyük reformlara müsaade etmemiştir Türkiye’de.

Biz bu sekiz sene içerisinde istikrarlı bir yönetimle, gelişen bir ekonomiyle yapabildiklerimizi yaptık. Bizden öncekilerin bu şansı çok fazla da olmadı, açık söylemek lazım. Yani ben Sağlık Bakanı olarak iyi işler yaptığıma, güzel işler yaptığıma inanıyorum ama bunun arkasında bir istikrar dönemi, kararlı bir Hükümet, bu meseleye arka veren bir Başbakan, Maliye Bakanı, hazineden sorumlu devlet bakanları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı var, aksi takdirde böyle büyük bir dönüşümü gerçekleştiremezdik.

Şimdi, “Sağlık hak olmaktan çıkarılmıştır.” diyen muhalefet Tam Gün Kanunu’nu Anayasa Mahkemesine götürebilmiştir. Tartışmalara bir daha geri dönmüyorum, “Hukukiydi, değildi; Anayasa Mahkemesi şöyle gerekçe yazamadı, bir müddet sonra gerekçesini şu şekilde yazdı…” Bunları tartışmayalım, çok daha objektif, nesnel bir teklif yapacağım bugün muhalefete bütçe konuşması sırasında. Zaten grup başkan vekillerine de bu teklifi götürdüm.

Şimdi, biz vatandaşımızı şu muayenehane derdinden artık yapısal olarak bizden sonraki dönemlerde de tamamen kurtarmak istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Bugün, şükürler olsun, Sağlık Bakanlığının, AK PARTİ hükümetlerinin aldığı tedbirlerle zaten muayenehanecilik yani devlette çalışan doktorların muayenehaneciliği büyük ölçüde ortadan kalktı. Sağlık Bakanlığında çalışan doktorların yüzde 93′ü muayenehane falan çalıştırmıyor. Bir yüzde 7′lik kesim var; üniversite hastanelerinde var, bizde var. Bir önemli gelişme de var. Şubat ayından itibaren artık üniversite hastanelerinde de vatandaştan hoca parası, döner sermaye parası, bilmem ne parası diye herhangi bir para alınamayacak. Ben bunun için bu yüce Meclisi tarihin takdirle yad edeceğinden eminim. Çünkü bu Meclis bu kanunu yaptı. Bir sene süre vermişti, bu bir sene de şubatın başında tamamlanıyor.

Şimdi biz bu güzelliği bir başka güzellikle tamamlayalım değerli muhalefetimizle beraber. Bir teklif getirdik. Anayasa Mahkemesinin gerekçelerini de göz önünde tutarak -basitçe ifade ediyorum, kolayca anlaşılır biçimde ifade ediyorum- o teklifte diyoruz ki: “Üniversitelerde çalışan profesörler, profesör doktorlar, sosyal güvenlikle ilişkisi olmayan özel hastanelerde çalışabilsinler.

Şimdi oradan bir milletvekilimiz diyor ki: “Böyle kaç hastane var?” Böyle az hastane var, doğru. Sadece zenginlerin gidebileceği böyle az hastane var. Şimdi bu bir para ilişkisi olduğuna göre, bırakalım, zenginlerin para ödeyebildiği az sayıdaki özel hastanede profesörlerimiz çalışsın.

Değerli kardeşlerim, şimdi bir taraftan Tam Gün Kanunu’nu Anayasa Mahkemesine götüreceksiniz, bir taraftan da katılım paylarından bahsederek sağlığın paralı hâle getirildiğinden bahsedeceksiniz. Milletimiz neyin ne olduğunu çok iyi biliyor.

Dün ben, vatandaş olarak bir devlet hastanesine, eski bir SSK hastanesi gittiğimde ameliyat olacaksam muayenehaneye gidip para ödemek zorundaydım, önemli bir hastalığım varsa gidip doktora para ödemek zorundaydım. Sistemi böyle kurmuşlardı. Burada doktorların bir suçu, günahı da yok. Şimdi, aile hekimine gidersem hiç para ödemiyorum.

2 liralık bir katkı payından bahsetmiştik. Bakın, şimdi dünyanın her yerinde “katkı payları” diye bir kavram var. Katkı payları sağlığın paralı olduğu anlamına gelmez. Bunlar küçük miktarlardır, 2 liradan bahsediyoruz. Doğrudur, bir mahkeme “Bu 2 lirayı da almayın.” demiştir. Biz bir kanun yapabilirdik bu 2 lirayı almak üzere; yapmadık, bunu da uygun gördük. Bugün aile sağlığı merkezlerinden, vatandaşlarımız 5 kuruş ödemeden hizmet alırlar.

“Efendim, neden sevk zinciri yok?” Aslında bütün bunlar biraz bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Dünyada aile hekimleriyle ilgili iki sistem var:

1) Aile hekimine gidersiniz. Oraya gitmeden hastaneye gidemezsiniz. İngiltere, Danimarka gibi ülkeler bunu uyguluyorlar.

2) Aile hekiminize gitmeden hastaneye giderseniz bir katkı payı ödersiniz. İsveç ve benzeri ülkelerin modeli de budur.

Bugün İsveç’te -Türk parası olarak konuşalım, rahat anlaşılsın- hastaneye gitmişseniz, doğrudan hastaneye müracaat etmişseniz 30 lira katkı payı ödersiniz. Türkiye’de de 5 lira katkı payı ödüyorsunuz, reçete almışsanız 3 lira daha ödüyorsunuz. Ülkelerin gelirlerine de bakarsanız, bu da yani hakkaniyetli bir şey. Tabii ki İsveç’in millî geliri, kişi başına düşen geliri Türkiye’den çok fazla, dolayısıyla bu katkı paylarını neden koyuyoruz? Vatandaşımızı şuna teşvik etmeye çalışıyoruz: Basit hastalıkları için, kolayca bir aile hekiminin çözebileceği durumlar için, reçete yazdırmak için vatandaşlarımız hastanelerin kapısına gitmesinler, çünkü o hastaneler daha ağır hastalığı olanlara hizmet etmek için orada kurulmuş durumdalar. Yani, katkı payının aslı astarı budur. Şimdi, biz, tam günle bu muayenehane çilesini ortadan kaldırıyoruz, hoca parasını ortadan kaldırıyoruz, 200 liraları, 300 liraları, 5 bin liraları ortadan kaldırıyoruz. Bir gelip de, 8 lira, 5 lira katkı payına takılıp, sanki memleketin meselesi, milletin meselesi buymuş gibi konuşmak gerçekleri yansıtmıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız, vatandaş özel hastanenin kapısından geçemezdi, şimdi durum ne?

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükümetleri şunu söylüyor, diyor ki: “Ey, benim vatandaşım! Allah başına vermesin ama acil bir hastalığın oldu, anan baban yoğun bakımlık bir duruma geldi, çocuğun kaza geçirdi. Acil bir hastalığın var, yoğun bakım gerektiren veya yoğun bakım gerektiren bir hastalığın var. Değil ki devletin hastanesi, değil ki üniversitenin hastanesi bir özel hastaneye de hastanı götürsen senden hiç kimse 5 kuruş olamaz. İşte sosyal adalet bu. Özel hastaneye götüreceksin de yoğun bakım hastanı özel hastanede yatıracaksın öyle mi?

Ben buradan halkımı da aydınlatmış oluyorum: Herhangi bir özel hastaneye gittiniz, sizi ambulans götürdü ya da kaza geçiren çocuğunuzu götürdünüz ya da kriz geçiren birini, aldınız komşunuzu alelacele götürdünüz ambulans bile çağıramadınız, sizden, bakın tekrar söylüyorum, herhangi bir özel hastane para istiyorsa suç işliyor, kanunu ve sistemi bozuyor, lütfen onu şikâyet ediniz.

Değerli arkadaşlar, şimdi tekrar söylüyorum. Buradan bazı konuşmacılar “AK PARTİ’nin bu son bütçesi olacak ya da son bütçesi olmasını temenni ediyoruz.” falan gibi laflar söylediler. Siz, değerli muhalefet, siz bu popülizmle giderseniz bu hizmet eden AK PARTİ’nin karşısında bu muhalefet sıralarında oturmaya daha çok devam edeceksiniz.

Değerli milletvekilleri, burada her kim yolsuzluktan bahsediyorsa… Bakın, zaman zaman genel başkanlar da burada yolsuzluktan bahsettiler ve mahcup oldular. Bu kürsü bu sekiz yıl içerisinde birçok kimsenin mahcubiyetine yol açtı. Kim burada yolsuzluktan, kim burada usulsüzlükten, kim burada soygundan, yağmadan bahsediyorsa bunları ispatlayabilirse zaten gereği yapılır.

Değerli milletvekilleri, müfettişlerimizle ilgili bir suç duyurusunda bulundu bir sayın milletvekili. Danıştay 1. Dairesi bu müfettişlerle ilgili en son kararını da verdi ve yargılanmalarına gerek olmadığına karar verdi.

Şu da olabilir değerli milletvekilleri: Bakınız, sekiz yıl içerisinde AK PARTİ Hükümetleri çok iyi hizmet gördü. Çok ihaleler yapıldı. Bütün bu yapılan işlerde bazı bürokratlar, bazı yöneticiler yanlış işler yaptı. Biz nerede, kimin yanlış yaptığını gördüysek mutlaka onun için işlem yaptık, mutlaka onun için soruşturma yaptık mutlaka biz onları savcılıklara kendimiz teslim ettik.

Değerli kardeşlerim, bakınız, malzemesi kalmayanlar, hizmet karşısında söyleyecek sözü kalmayanlar iftira illetine tutulurlar.

Buradan aziz milletime de sesleniyorum yüce Meclisle beraber.

Her kim bir şey iddia ediyor bu kürsüden ve bunu ispat edemiyorsa müfteridir, yalancıdır; biz bu dünyada da, ahirette de onun yakasına yapışacağız.

Bu partinin ismi gibi, en önemli özelliği tertemiz olmasıdır; ismiyle müsemma bir parti arıyorsanız, o AK PARTİ’dir.

Böyle olmasaydı, değerli milletvekilleri -bizden önceki sekiz sene içerisinde 1 milyon 100 bin metrekare kapalı alan yapılmış, hastane, sağlık ocağı ve diğer sağlık kuruluşları- biz, sekiz sene içerisinde 4 milyon 400 bin metrekare kapalı alan yapabilir miydik? Bunlar parayla yapılıyor.

Değerli kardeşlerim, bakınız, bu kervan yoluna devam edecektir, bu hizmet kervanı aziz Türk milletine hizmete devam edecektir. Bizim için en büyük şeref Türk milletine hizmet etmektir. Bununla iftihar ediyoruz. Ve biraz önce söyledim, gücümüzü hem milletin oyundan -demokrasi bu çünkü sandıkla olan bir iş- hem de milletin dualarından alıyoruz. Güvendiğimiz dayanak da orasıdır. Bize bu millet dua etsin, bir defa “Allah razı olsun” bir hastanede desin, vallahi bize o yeter, başka bir şey aramıyoruz.

Değerli milletvekilleri, sizlere, sunum kitapçığımızda detaylarıyla bu sekiz senenin bir özetini verdik. Bunun daha detaylarına girmek istesek böyle bir kitapçık yetmez, belki bunun on misli büyüklükte bir kitapçık yapmamız lazım.

Bu sekiz sene, alın teriyle, bu ülkede sağlık hizmetlerinin yükseltildiği bir dönem olmuştur. Şükürler olsun, bugün ülkemizde Tunceli’sinden Ardahan’ına, Mardin’inden Sinop’una, Antalya’sından Konya’sına bir vatandaşımızın ihtiyacı olduğunda ona sadece kara ambulansları değil hava ambulansları da yetişir.

Bugün bir vatandaşımız eczaneye gittiğinde “Sen fakirsin, bunun parasını ver.” diye karşısına bir sıkıntı çıkmaz. İlacını alır gider ve evinde o ilacını kullanır.

Değerli milletvekilleri, bu dönüşüm bir zihniyet dönüşümüdür. Bu sadece bir teknik mesele değildir. Bugün bütçeyi konuşuyoruz ama bu bütçede harcadığımız, bundan sonra da harcayacağımız paraları biz tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu bilerek, dikkatle harcamaya ve bu aziz Türk milletine hizmete devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

‘TAM GÜN YASASI’ YENİDEN DÜZENLENSİN

25 Ocak 2010 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Yorumlar Kapalı

Türk Sağlık-Sen, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, “Tam Gün Yasa tasarısının bazı maddelerinin çalışma barışını bozmayacak şekilde yeniden düzenlenmesi için TBMM’ye iade edilmesi” talebinde bulundu…

Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Gül’e gönderdiği mektupta, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek onay bekleyen, kamuoyunda Tam Gün Yasası olarak bilinen düzenlemenin adaletsizlikleri içinde barındırması nedeniyle sağlık alanında çalışma barışına ciddi zarar vereceğini savundu.

Düzenlemenin, bir ekip hizmeti olan sağlık hizmetinin yürütülmesinde katkı sağlayan doktor, hemşire, ebe ve sağlık memurları gibi farklı unvanlardaki kamu çalışanları arasında bir ayrımcılığa neden olduğunu ileri süren Kahveci, hekimlere yönelik döner sermaye ödemelerindeki iyileştirmenin yardımcı sağlık personeline yapılmamasının kanunun ruhuna aykırı olduğunu iddia etti.

Kanun tasarısında yer alan bir başka adaletsizliğin ise sadece doktorlara mesleki sorumluluk sigortası getirilmesi olduğunu savunan Kahveci, “Doktorların dışındaki sağlık meslek çalışanlarının hizmet kusurlarının telafi edilmesini sağlayacak mesleki sorumluluk sigortasından mahrum bırakılması ciddi bir eksikliktir” görüşünü dile getirdi.

Düzenlemeyle radyoloji ünitelerinde çalışanların haftalık çalışma sürelerinin 25 saatten 35 saate çıkarıldığını, bunun yargı kararlarına aykırı olduğunu ifade eden Kahveci, “Radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerini tekrar yükseltmek hukukun verdiği bir kararı kanun çıkararak bertaraf etmekten başka bir anlam taşımamaktadır” ifadesini kullandı.

Sosyal tarafların görüşleri dikkate alınmadan hazırlanan bu tasarının çalışanların beklentilerini karşılamaktan uzak olduğunu iddia eden Kahveci, “Çalışanlar sizden bu yasanın başvurumuzda belirttiğimiz söz konusu maddelerini çalışma barışını bozmayacak bir şekilde yeniden düzenlemesi için TBMM’ye göndermenizi ümit etmektedirler” talebini dile getirdi.

Link

“TAM GÜN” YASALAŞTI

22 Ocak 2010 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Yorumlar Kapalı

Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına Dair Kanun Tasarısı kabul edildi…

Yasaya göre, personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden personele bir ayda yapılacak ek ödemenin tutarı, ilgili personelin bir ayda alacağı aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamının; klinik şefleri ve şef yardımcıları ile uzman tabip kadrosuna atanan profesör ve doçentlerde yüzde 800′ünü geçemeyecek.

Bu ödemeler; uzman tabip ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda, bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerinde yüzde 700, pratisyen tabip ve diş tabiplerinde yüzde 500, idari sağlık müdür yardımcısı, hastane müdürü ve eczacılarda yüzde 250, başhemşirelerde yüzde 200, diğer personelde ise yüzde 150 ile sınırlı olacak.

İşin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, enfeksiyon, özel bakım gerektiren ruh sağlığı, organ ve doku nakli, acil servis ve benzeri hizmetlerde çalışan personel için yüzde 150 oranı, yüzde 200 olarak uygulanacak.

Nöbet hizmetleri hariç olmak üzere, mesai saatleri dışında gelir getirici çalışmalarından doğan katkılarına karşılık olarak tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara, bu oranların yüzde 30′unu, diğer personele yüzde 20′sini geçmeyecek şekilde ayrıca ek ödeme yapılacak.

Sözleşmeli olarak istihdam edilen personele yapılacak ek ödemenin tutarı ise aynı birimde aynı unvanlı kadroda çalışan ve hizmet yılı aynı olan emsali personel esas alınarak belirlenecek ve bunlara yapılacak ek ödeme hiçbir şekilde emsaline yapılabilecek ek ödeme üst sınırını geçemeyecek.

Üniversite elemanları

Yükseköğretim Kanununa göre Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatı ile bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında görevlendirilenler, ilave ödemelerden yararlanmamak kaydıyla, Bakanlık merkez veya bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yaptıkları unvan için belirlenen ek ödemeden faydalandırılacak.

Sağlık kurum ve kuruluşlarında ihtiyaç duyulması halinde, ilgilinin isteği ve kurumlarının onamasıyla diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevli sağlık personeli, haftanın belirli gün veya saatlerinde veya belirli vakalar ve işler için görevlendirilebilecek. Yıl veya ay itibarıyla belirli bir süre için görevlendirme halinde bu kişilere, sadece görevlendirildikleri sağlık kuruluşundaki döner sermaye işletmesinden ödeme yapılacak.

Belirli bir vaka ve iş için görevlendirilenlere ise kadrosunun bulunduğu kurumdaki döner sermaye işletmesinden yapılan ödemenin yanı sıra, katkı sağladıkları vaka ve iş dolayısıyla görevlendirildiği sağlık kuruluşundaki döner sermaye işletmesinden, toplamda tavan oranları geçmemek üzere döner sermayeden ek ödeme yapılacak.

Sağlık Bakanlığı ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde kadro ve pozisyonlarına (döner sermaye dahil) atanan ve döner sermaye gelirlerinden ek ödeme alan klinik şef ve şef yardımcılarına, ek gösterge dahil en yüksek devlet memuru aylığının yüzde 410′u, uzman tabip, Tıpta Uzmanlık Tüzüğüne göre uzman olanlar ve uzman diş tabiplerine yüzde 335′i ve pratisyen tabip ve diş tabiplerine ise yüzde 180′i oranında, her ay herhangi bir katkıya bağlı olmadan döner sermaye gelirlerinden ek ödeme yapılacak. Bu ödemeye hak kazanılmasında ve ödenmesinde, aylıklara ilişkin hükümler uygulanacak.

Tıp Fakültelerinde de tam gün çalışma

Yasaya göre, öğretim elemanları, üniversitede devamlı statüde görev yapacak. Bu durumda, üniversitelerin tıp fakültelerinde görev yapan öğretim elemanları da tam gün çalışacak.

Öğretim elemanları, bu Kanun ile diğer kanunlarda belirlenen görevler ve telif hakları hariç olmak üzere, yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde ücretli veya ücretsiz, resmi veya özel başka herhangi bir iş göremeyecekler, ek görev alamayacaklar, serbest meslek icra edemeyecekler.

Öğretim üyesi, kadrosunun bulunduğu yükseköğretim birimi ile sınırlı olmaksızın ve ihtiyaç bulunması halinde görevli olduğu üniversitede haftada asgari 10 saat ders vermekle yükümlü tutulacak. Öğretim görevlisi ve okutmanlar ise haftada asgari 12 saat ders verecekler.

Öğretim elemanlarının, ders dışındaki uygulama, seminer, proje, bitirme ödevi ve tez danışmanlıklarının kaç ders saatine karşılık geldiği; kendi üniversitesi dışındaki devlet veya vakıf üniversitelerine bağlı yükseköğretim kurumlarında haftada verebileceği azami ders saatleri ve uzaktan öğretim programlarında verdikleri derslerin örgün öğretim programlarında verilen kaç ders saatine karşılık geldiği YÖK tarafından belirlenecek.

Rektörlerin ders zorunluluğu yok

Rektör, rektör yardımcısı, dekan, enstitü ve yüksekokul müdürlerinin ders verme yükümlülüğü bulunmayacak. Başhekimler, dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdür yardımcıları ve bölüm başkanları haftada asgari 5 saat ders vermekle yükümlü olacak.

Öğretim elemanları; ilgili kurumların talebi ve kendisinin kabul etmesi, üniversite yönetim kurulunun uygun görmesi ve rektörün onayı ile ihtiyaç duyulan konularda, özlük işlemleri kendi kurumlarınca yürütülmek kaydıyla, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında geçici olarak görevlendirilebilecek. Bu şekilde görevlendirilenlerin, kadrosunun bulunduğu yükseköğretim kurumlarındaki aylık ve diğer ödemeler ile öteki hakları devam edecek. YÖK, bağlı birimleri ve Üniversitelerarası Kurul ile Adli Tıp Kurumunda görevlendirilenler hariç olmak üzere görevlendirilenler, döner sermayeden yararlanamayacak.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile dernek veya vakıfların yönetim ve denetim organlarında görev yapanlar bakımından, ayrıca bir görevlendirme kararı aranmayacak. Ancak, bu görevler, öğretim elemanının bu Kanundan kaynaklanan mesaisini aksatmayacak şekilde yürütülecek.

Üniversitelerde döner sermaye

Yükseköğretim kurumlarında, üniversite yönetim kurulunun önerisi ve YÖK’ün onayı ile döner sermaye işletmesi kurulabilecek. Kurulacak döner sermaye işletmesinin başlangıç sermayesine ilgili yükseköğretim kurumu bütçesinde bu amaç için ödenek öngörülmek şartıyla katkı sağlayabilecek.

Döner sermaye işletmesine tahsis edilen sermaye, üniversite yönetim kurulu kararı ile artırılabilecek. Artırılan sermaye tutarı yıl sonu karlarından karşılanacak.

Ödenmiş sermaye tutarı, tahsis edilen sermaye tutarına ulaştıktan sonra kalan yıl sonu karı, döner sermaye işletmesinin hizmetlerinde kullanılmak üzere ertesi yılın gelirine ilave edilecek.

Süreklilik arz eden hizmet alımları ile maliyeti yüksek ve ileri teknoloji ürünü olan tıbbi cihazların hizmet alımı yoluyla temini veya kiralanması için döner sermaye kaynaklarından gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişilebilecek.

Döner sermaye gelirlerinden tahsil edilen kısmın, tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile bağlık uygulama ve araştırma merkezleri için asgari yüzde 35′i, ziraat ve veteriner fakülteleri, sivil havacılık yüksekokulu ile bünyesinde atölye veya laboratuvar bulunan yükseköğretim kurumları için ise yüzde 25′i, diğer yükseköğretim kurumları için ise yüzde 15′i; ilgili yükseköğretim kurumunun ihtiyacı olan mal ve hizmet alımları, her türlü bakım, onarım, kiralama, projelerin tamamlanmasına yönelik inşaat işleri ve yönetici payları için kullanılacak.

Döner sermaye gelirlerinden tahsil edilen kısmın yüzde 5′i, üniversite bünyesinde yürütülen bilimsel araştırma projelerinin finansmanına ayrılacak.

Döner sermaye payları

Tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinin hesabında toplanan döner sermaye gelirleri bakiyesinden, bu yerlerde; gelir getiren görevlerde çalışan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerine aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme, ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamından oluşan ek ödeme matrahının yüzde 800′ünü geçemeyecek.

Bu oran, araştırma görevlilerine ise yüzde 500, bu yerlerde görevli olmakla birlikte gelire katkısı olmayan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerine yüzde 600, araştırma görevlilerine ise yüzde 300 olarak uygulanacak.

Devlet Memurları Kanununa tabi personel (döner sermaye işletme müdürlüğü ve döner sermaye saymanlık personeli dahil) ile sözleşmeli olarak çalışan personele ek ödeme matrahının; hastaneler başmüdürü ve eczacılar için yüzde 250′si, başhemşireler için yüzde 200′ü, diğerleri için yüzde 150′si, işin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, enfeksiyon, özel bakım gerektiren ruh sağlığı, organ ve doku nakli, acil servis ve benzeri sağlık hizmetlerinde çalışan personel için yüzde 200′ü geçmeyecek şekilde aylık ek ödeme yapılacak.

Sözleşmeli personele yapılacak ek ödeme matrahı, sözleşmeli personelin çalıştığı birim ve bulunduğu pozisyon unvanı itibarıyla aynı veya benzer unvanlı memur kadrosunda çalışan, hizmet yılı ve öğrenim durumu aynı olan emsali personel dikkate alınarak belirlenecek. Emsali bulunmayan sözleşmeli personelin ek ödeme matrahı ise brüt sözleşme ücretlerinin yüzde 25′ini geçemeyecek.

Link

DOKTORLAR İŞ BIRAKACAK

18 Ocak 2010 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Yorumlar Kapalı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve birlikte mücadele ettiği örgütler, 19 Ocak Salı günü, Meclis’te görüşülmekte olan Tam Gün Yasa Tasarısını protesto etmek için iş bırakma eylemi yapacak…

TTB’den yapılan çağrıda, Tam Gün Yasası’na yapılan itirazlara rağmen, 13 Ocak 2010 günü TBMM gündemine alınıp, görüşmelerinin sürdüğü belirtilerek, yasanın görüşülmeye devam edileceği 19 Ocak 2010 Salı günü tüm ülkede “tam güne karşı tüm gün eylem ve etkinlikte olacağız” sloganı ile iş bırakacaklarını belirtti. Yapılan çağrıda ayrıca, aynı gün saat 11.30′a kadar iş yerleri önünde halka bilgilendirme faaliyetleri yapılacağı, 11.30′dan itibaren, eylem kararını birlikte alan örgütlerin, illerde ortak olarak belirleyecekleri yerlere yürüyüşler ve alan eylemleri gerçekleştirecekleri bildirildi.

TTB: “Tam gün yasası ‘bize rağmen’ çıkarılamaz”

15 Ocak 2010 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Yorumlar Kapalı

TBMM’de görüşülmeye başlanması beklenen “Tam Gün” yasa tasarısı ile ilgili olarak, Türk Tabipleri Birliği, tabip odaları ve uzmanlık derneklerinin temsilcileri, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bir araya gelerek bir değerlendirme yaptılar. Değerlendirmenin ardından bir basın toplantısı gerçekleştirildi…

Basın toplantısında konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr. Gençay Gürsoy, bugün hekimlik mesleği ve Türkiye’nin sağlık sorunları ile ilgili önemli bir tasarının TBMM’de görüşüldüğünü belirterek, bu konuda kamuoyunu aydınlatmak istediklerini söyledi.

“Tam Gün” tasarısının Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın önemli ayaklarından biri olduğunu belirten Gürsoy, bu yasanın ardından kamu hastanelerinin birleştirilmesine yönelik düzenlemenin de gündeme getirileceğini belirtti. Gürsoy, “Hekimler ve uzmanlık dernekleri olarak, bizler bu yasaya karşıyız. Bize rağmen bu yasa çıkarılamaz” diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tasarıya ilişkin açıklamalarını da eleştiren Gürsoy, hekimlerin alacağı ifade edilen ücretlerin ve diğer farkların gerçekle ilgisinin olmadığını söyledi.
Gürsoy, TTB’nin her zaman ilke olarak tam gün çalışmadan yana olduğunu, ancak tasarıda söz konusu olan durumun tam gün çalışma değil, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının ticarileştirilmiş bir ortamda, kölelik koşullarında çalışmaları olduğunu kaydetti.

Gürsoy, bundan sonra yapılabileceklerle ilgili olarak, Sağlık Bakanlığı’nın kurul ve komisyonlarından çekilme ve iş bırakma dahil olmak üzere, seçeneklerin değerlendirileceğini ve duyurulacağını bildirdi.

Prof.Dr. Gençay Gürsoy, gazetecilerin soruları üzerine, TTB’nin bu konuda alternatif bir yasa tasarı taslağı hazırladığını, bunu da ilgili tüm kurumlara gönderdiğini belirtti. Gürsoy, başka bir soru üzerine de, tartışmaların sadece muayenehanelerin kapatılması üzerine odaklanmak istendiğini, ancak sadece 1000 dolayında hekimin muayenehanesi bulunduğunu vurguladı.

Güvenceli çalışma koşulları istiyoruz

Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Eriş Bilaloğlu da, hekimlerin ücretlerinin güvence altına alınmasını, çalışma sürelerinin daha makul hale getirilmesini istediğini anlattı. Açıklandığı gibi hekimlerin 17 bin TL maaş almalarının imkansız olduğunu belirten Bilaloğlu, tasarının yasalaşması halinde bir hekimin ortalama bin 400-bin 600 TL olan maaşının üzerine sabit döner sermaye ücreti ekleneceğini anlattı. Ancak bir hekimin 17 bin TL alabilmesi için günde 20 saat çalışması gerektiğini ifade eden Bilaloğlu, bunun imkansız olduğunu kaydetti.

Sağlık Bakanlığı önünde ortak açıklama

Basın toplantısının ardından, TTB, tabip odaları ve uzmanlık derneklerinin temsilcileri, SES, Dev-Sağlık İş ve diğer sağlık örgütlerinin temsilcilerinin de katılımıyla Hacettepe Üniversitesi’nden Sağlık Bakanlığı’na yürüşe geçtiler. Abdi İpekçi Parkı’nda 30 gündür Ankara’da eylem yapan Tekel işçileriyle buluşan sağlıkçılar, daha sonra Sağlık Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Ali Çerkezoğlu, burada yaptığı açıklamada sağlığın bir ekip hizmeti olduğunu belirterek, tasarının kendi görüşleri alınmadan yasalaştırılmak istendiğini söyledi. Sağlık hizmeti üretenlere kulak verilmesi gerektiğini belirten Çerkezoğlu, hastaların kendilerinin rakibi olmadığını, halkın sağlık hakkını savunduklarını ve savunmaya devam edeceklerini belirtti. Para tartışması yapmadıklarını, iş güvencesi istediklerini kaydeden Çerkezoğlu sağlıkta dönüşüm programının mağduru olmak istemediklerini, bu nedenle tasarının geri çekilmesini talep ettiklerini söyledi.

TEKEL işçilerine destek

Sağlık Bakanlığı’nın önündeki açıklamanın ardından, TEKEL işçileriyle dayanışma amacıyla Türk-İş Genel Merkezi önüne yüründü. TTB Genel Başkanı Gürsoy, burada yaptığı konuşmada ise, “tam gün” tasarısı ile ilgili yaptıkları toplantıya değindi. TEKEL işçilerinin yanında olduklarını ifade eden Gürsoy, açlık grevlerine karşı olmalarına rağmen, TEKEL işçilerinin bu eyleme zorlanmaları halinde işçilerin yanında olacaklarını belirtti.

“BÜTÜN YASAKLAR, DEMOKRASİ KARŞITI DEĞİLDİR”

04 Ocak 2010 HABERmedical  
Kategori: Genel Haberler, HABERLER

Yorumlar Kapalı

Bir millekvekili tarafından “kapalı alanlarda sigara içimini yasaklayan” 4207 Sayılı Kanun’u değiştirmek üzere hazırlanan yasa teklifinin, TBMM komisyonlarına sunulması, Türk Toraks Derneği’ni harekete geçirdi…

Söz konusu yasa teklifinin yılbaşı arifesinde verilmesi, zamanlaması ile ilgili tartışmalar doğururken, Türk Toraks Derneği (TTD) ise konuyla ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmek üzere yazılı bir açıklama yaptı.

“4207 Sayılı Kanun,ülkemizde sigara içmeyen 50 milyon vatandaşımızın anayasal hakkı olan temiz hava soluma hakkını teslim ettiğini” belirten Türk Toraks Derneği açıklamasında, bazı yasaklar, toplumun düzeni ve insan sağlığı için gerekliliğine de dikkat çekilerek; “Alkollü araba kullanma, emniyet kemeri bağlamama, 18 yaşından önce evlenme, ehliyetsiz araba kullanma, fuhuş, silah ve sigara reklamı yapma, insan sağlığını bilerek tehdit altına sokma ve bilerek insan öldürme cürümlerinin yasak olması ne kadar gerekiyorsa, kapalı alanlarda sigara içmenin de aynı gerekçelerle yasaklanması zorunludur” denildi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün, sigara tüketiminin azaltılması için önerdiği altı reçeteden biri olan “kapalı ortamlarda sigara içilmesinin yasaklanması” kurulanı uygulayan dünyadaki altıncı ülke olduğuna da dikkat çekilen açıklamada; “Tütün ve sigara kullanımı, ülkemizde yılda 100 bin kişinin canına mal olmaktadır. Bu kişilerden 17 bini, kendi sigara içmediği halde, sigara dumanını pasif olarak solumuş vatandaşlarımızdır.

Bugün aramızda olan 20 milyon sigara içicisinden 10 milyonu, hayatından 10-22 yıl kaybederek, erken yaşlarda ölecektir. Zorluklarla yetiştirdiğimiz insan kaynaklarımızı, sadece sigara nedeniyle kaybetmekteyiz. Sigara nedeniyle, 3 milyon akciğeri hasar görmüş (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastası), 4 milyon astımlı vatandaşımız türlü zorluklar ve nefes darlığı ile yaşamaktadır. Her yıl, çoğu sigara kullanımından ve pasif duman solumaktan oluşan 40 bin kanser vakası teşhis edilmektedir. Kanunun başarıyla uygulandığı ülkelerde, kalp krizlerinin %60 azaldığı görülmüş; otel, restoran, bar çalışanlarının daha az hastalandığı saptanmıştır” denilerek, “4207 Sayılı Kanun’un uygulanmasına itiraz etmenin, tüm bu hastalıkların ve yol açtığı ölümlerin devamını istemek” olduğu da ifade edildi.

4207 Sayılı Kanun’un, ikram endüstrisini zarara uğratmadığını, sadece tütün endüstrisinin kazancını azaltacağının da belirtildiği Türkiye Toraks Derneği açıklamasında; “Ülkemizde kanunun yürürlüğe girdiği 19 Temmuz’dan sonraki üç ayda, ikram endüstrisi gelirleri artmıştır. Merkez Bankası kayıtlarına göre; 2008–2009 üçüncü çeyreğinde gayri safi yurt içi hasıla % 3.3 düşerken, otel ve restoran sektöründe gelir % 5.2 artmıştır. Kapanan kahvehaneden çok, yeni kahvehane açılmıştır” denilerek, “kanunun, kamuoyunun % 87’si tarafından benimsendiğine ve desteklendiğine” de dikkat çekildi.